15 Mart 2011 Salı

FRANSA 'SOYKIRIM'I TANIDI - TÜRKİYE'DEN FRANSA'YA SERT TEPKİ


FRANSA 'SOYKIRIM'I TANIDI - TÜRKİYE'DEN FRANSA'YA SERT TEPKİ
Dışişleri Bakanı Cem'in TBMM'de yaptığı konuşma...
23 Ocak 2001
Cem, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, "Fransa'ya düşmanca değil akılla cevap vereceğiz. Türkiye kendisine kötülük edeni unutacak değildir. Ama bir düşmanlık havasına girmek, tepki göstereyim derken kendi menfaatimize zarar vermek. Bunları elbette yapmayacağız" dedi.

Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, TBMM'nin 23 Ocak 2001 tarihli 47. birleşiminde yaptığı konuşma şöyle: (23 Ocak 2001)

BAŞKAN (Başkanvekili Nejat ARSEVEN) Sayın milletvekilleri, Fransız Parlamentosu tarafından kabul edilen ve hepiniz adına ifade ediyorum ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından kabul edilemez Ermeni soykırımı tasarısı hakkında gündemdışı konuşan üç sayın milletvekilimizin konuşmalarına cevap vermek üzere, Dışişleri Bakanımız Sayın İsmail Cem; buyurun efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri)

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; öncelikle, söz almış üç değerli mensubumuza, Türkiye Büyük Millet Meclisi mensubuna teşekkürümü sunmak istiyorum. Hakikaten, meselenin en önemli, can alıcı noktalarına ve hepimizin ortak hassasiyetine değinmişlerdir.

Ben, kısaca, gelişmeyi, gelişmeleri özetlemek istiyorum; daha sonra, bugünkü konumumuza değineceğim. Fransız Parlamentosunda öteden beri mevcut olan bu yanlış, bu hesaplı yaklaşımlar, son iki yılda hızlanarak gelişmiştir ve biz, bu iki yıl içinde, Türkiye olarak ve son oylama öncesi de dahil olmak üzere, Türkiyemizin bütün ilgili kurumları, kuruluşlarıyla ciddî bir çalışmayı gerçekleştirdik; konuşulacak her şey konuşuldu, hem de her düzeyde konuşuldu. Cumhurbaşkanımız, eylül ayında, Fransa Cumhurbaşkanı Chiraca bu meseleyi önemle getirdi ve Fransadan bu hataya düşmemesini istedi. Cumhurbaşkanı Chiracın elinden gelen her şeyi yapmasını istedi ve oradaki gördüğümüz biz, Cumhurbaşkanlığı olarak, elbette, böyle bir teklifin yasalaşmasına karşıyız; ama, bu, Meclisin işidir, bizim fazla bir diyeceğimiz, etkimiz olamaz gibi bir yaklaşım oldu. Başbakan düzeyinde, sonra Cumhurbaşkanı düzeyinde tekrar mektup yazıldı. Ben, sayısız diyeceğim, ama, üçünde uzun uzun, muhatabım Dışişleri Bakanına her şeyi anlattım; benzer bir cevap aldım. Daha sonra ilgili birçok bakanımız, işadamlarımız mektup yazdı, işadamlarımız bizzat gitti, Türkiyede iş yapan Fransızları harekete geçirdi. Askerimiz kendi muhataplarıyla temas kurdu; Millet Meclisimiz, Millet Meclisi Başkanımız, milletvekili arkadaşlarımız, milletvekili heyeti... Yani, söylenecek her şey söylendi ve işin gerçeği şu: Bunu bir resmî beyan olarak değil; ama, her zaman muhataplarımızdan dinlediğimiz, Fransada bölgesel seçimler, belediye seçimleri yaklaşıyor; bu Ermeni asıllı Fransız topluluğu çok güçlü, çok iyi örgütlenmiş vaziyette, birçok büyük belediyede başkanlık onların oyuyla tayin olunacak; dolayısıyla, biz, bu işi tasvip etmiyoruz, ama, bir şey de yapamıyoruz.

Şimdi, açıkça söyleyeyim; böyle mazeret olmaz. Bu mazeret, kabul edilebilecek bir mazeret değildir ve hele hele, Fransa gibi 1789 ihtilalinin ilkelerini yaşattığını söyleyen, kendini böyle bir adaletle, insanlık değerleriyle özdeş göstermeye çalışan bir millet açısından, kendi milletvekillerinin mecliste yaptıkları, maalesef, bir utanç belgesi olmuştur; çünkü, bunun adaletle ilgisi yoktur, tarihle, gerçekle ilgisi yoktur, hukukla ilgisi yoktur. Yapılan eylem, bu, bir yerde kendi işleri, fazla ayrıntısına girmek istemiyorum, ama, aldıkları bu karar, doğrudan doğruya, Fransız anayasasının da ihlalidir. Nitekim birçok hukukçu bunu söylüyor, birçok yazar bunu yazıyor.

Şimdi, biz, şöyle bakıyoruz: Bunları söylediler, meclisin işi dediler, bizim yetkimiz yok dediler, buna karşıyız dediler... Şimdi, eğer istiyorlarsa, karşı olduklarını göstersinler. Karşı olmak, Türkiyenin de hoşuna gidecek sadece birkaç tane beyanatta bulunmak değildir. Karşı olmak, eğer samimiyseler, Anayasaya aykırı bu yasayı, Anayasa Mahkemesine götürmektir; bu da onların işidir. Biz kendi işimize bakacağız; ama, eğer samimiyseler, bunu yaparlar.

Fransa ve Türkiye çok uzun yüzyıllardan bu yana ilişkide olmuş; hatta, bu uzun yılların büyük kesitinde iyi ilişkide olmuş iki ülkedir, iki medeniyettir ve Fransa ile Türkiyenin tarihinde, hem de yakın tarihinde, çok güzel örnekler de mevcuttur. Şunu da belirtelim, biz, elbette, Fransız Halkını hedef olarak almıyoruz ve almayacağız. Böyle bir düşmanlık yaklaşımı içinde olmak bize yakışmaz ve elbette olmayacağız; ama, herkes şunu bilmelidir ki, Türkiyeye kötülük edeni, Türkiye, unutacak değildir. Türkiye, bu kötülüğün karşılığını da akıl çerçevesinde, sükûnetle, kararlılıkla elbette verecektir. (DSP sıralarından alkışlar) Üstelik, Fransa tekin memleket değildir. Bunu Fransızların, Fransız hükümetinin... Çünkü, bizim böyle Fransaya düşmanlık, Fransız Halkı... Böyle bir şey bize yakışmaz ve biz bunu düşünmeyiz dahi. Bu olayın gelişmesinde rol alan ya da buna mani olmayan Fransız yöneticileri şunu bilmelidir ki, yaptıkları hareket, Fransa özelliğindeki bir ülkede fevkalade tehlikelidir; çünkü, Fransa, Ermeni terörizminin çok canlı olduğu bir memlekettir. Fransada, geçmişte, 6 Türk diplomatı Ermeni teröristleri tarafından şehit edilmiştir. Malum Orly katliamında 8 Türk ve Fransız vatandaşı öldürülmüştür. Fransa tekin memleket değildir; çünkü, bütün Avrupada, yabancı düşmanlığının, Türk düşmanlığının, Müslüman düşmanlığının en etkili olduğu ülke, maalesef, Fransadır. Bütün Avrupada, bu düşmanlık üzerine bina edilmiş partiler içinde en güçlüsü, Fransadaki Le Penin partisidir. Fransada, böyle şakalar, böyle oyunlar yapmaya gelmez; yarın öbür gün, bütün Fransada bir terör dalgasının yükselmesine, Fransızlar tanık olur.

Tabiî, Türkiye olarak, Sayın Fransız Büyükelçisini çağırdım ve ilk gece söyledim, bizim, Fransada yaşayan 300 000den fazla vatandaşımız mevcuttur. Bu tarz düşmanlık belgeleriyle, bu tarz yanlışlarla, kışkırtıcılık olarak bunu algılayan sapıklarla, o vatandaşlarımızın hayatı, o vatandaşlarımızın can güvenliği, mal güvenliği, bir yerde tehlikeye girmektedir ve bunun sorumlusu, bundan doğabilecek bir hadisenin sorumlusu, doğrudan doğruya, bu yanlış kararı teşvik eden, alan ve mâni olmayan kimseler olacaktır.

Şimdi, Türkiye olarak biz ne yapacağız; dediğim gibi, bir defa yanlış yapmayacağız; yani, bir düşmanlık havasına girmek, tepki göstereyim derken kendi menfaatımıza ziyan vermek; bunları, elbette yapmayacağız. Fransız halkı, bütün halklar gibi bizim dostumuzdur, bu bilinçle hareket edeceğiz. Ancak, şunu da söyleyeyim, Türkiye olarak biz, meşru müdafaa hakkımızı kullanacağız ve kullanmaktayız. Meşru müdafaa hakkı, yani, Türkiyemizin, devlet olarak, devlet düzeyinde aldığı ekonomik kararlar; bunları alırken, elbette, bize, böyle, hemen bir düşmanlık sergileyebilmiş parlamentoların insafına, Türkiye olarak, elbette, biz, savunmamızın en önemli alımlarını itimat etmeyeceğiz. Elbette, biz, ekonomik büyümemizin, haberleşme sistemlerimizin en önemli unsurlarını, bize düşmanlık edebilen ve bu düşmanlığa mâni olamayanların, yarın, öbür gün ne yapacağını kestiremediklerimizin insafına ve tercihine bırakmayacağız. Elbette, Türkiye olarak, meşru müdafaa hakkımızı, kendi ekonomimizi, kendi insanımızı koruma hakkımızı, sonuna kadar kullanacağız.

Sayın milletvekilleri, biz, haklıyız; bu konuda, bu davada, haklı taraf biziz; vicdanen haklıyız, tarih bakımından haklıyız ve biz, hiçbir şekilde, bu haklılığımız görülmedi diye, kimilerinin istediği, beklediği yanlışlara da düşmeyecek kadar akıllı bir milletiz ve Türkiyenin hakkını da, Türkiyenin hukukunu da, kimselere yedirmeyiz. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Türkiyeye düşmanlık politikası gütmekten, Türkiyeye karşı düşmanlık hareketlerinin yapılmasına mâni olmamaktan, bugüne kadar, kimse bir şey kazanmamıştır. Bugüne kadar, Türkiyeye düşmanlık yapan, bu düşmanlıktan kazanmamıştır; Türk Halkına yanlış yapan, Türk Halkını rencide eden, haksızlık yapan, bundan kazanmamıştır. Biz, Fransanın, bu yanlışı yapanları doğru yola getirmesini, bu yanlıştan ders çıkarmasını ve geleceğe dönük bir siyah lekenin iki ülke arasında genişlememesini istiyoruz ve şunu da söylüyoruz: Türkiye olarak, biz kendimize güvenmekteyiz, biz tarihimize güvenmekteyiz, öyle, eski tarih şimdikileri ilzam etmez falan gibi lafları biz kabul etmiyoruz; biz, bin yıllık tarihimizin en iyi tarafıyla da, iyi olmayan tarafıyla da sahibiyiz; ama, bu meselede, bizim çekinecek, utanacak, sıkılacak hiçbir tarafımız yoktur. (DSP, MHP, ANAP ve FP sıralarından alkışlar)

Saygılar sunuyorum efendim. (DSP, MHP, ANAP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.




KAYNAK: TBMM TUTANAKLARI (23.1.2001 - 47. BİRLEŞİM)
(23 OCAK 2001)

12 Mart 2011 Cumartesi

DIŞİŞLERİ BAKANI SAYIN İSMAİL CEM'İN BASIN TOPLANTISI (8 EKİM 1997)

DIŞİŞLERİ BAKANI SAYIN İSMAİL CEM'İN BASIN TOPLANTISI (8 EKİM 1997)

Efendim önce hepinize hoşgeldiniz demek istiyorum.

Bu basın toplantımızın amacı üç aylık süremizin bir değerlendirmesini yapmak. Burada bütün konulara değinmek imkanım yok tabii. Yani değinmediğim konular daha az önemli demek değil. Onları sual-cevapta da açabiliriz. Her konuya değil, bazı konulara değineceğim. Geçen defaki gibi bir yazılı metin veremiyorum. Sadece konuşmanın ilkelere ilişkin bir bölümüyle Yunanistan politikalarına ilişkin bölümünün notlarını toplantı sonucunda vereceğim ki, bunlar sadece iki bölüm. Bütününün notu olamayacak ve bir de bu değerlendirmeyle beraber geleceğe dönük bazı çalışmalarımız hakkında bilgi sunacağım.

Bu toplantı benim açımdan ve Bakanlığımız açısından bir başka şekilde önemli. Çünkü üç aydır birlikte görev yaptığım üst yönetimdeki arkadaşlarımızdan bazıları merkezdeki görev sürelerini doldurarak yeni görevlerine gidecekler. Ben bu arkadaşlarımıza sizin huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum. Müsteşarımız Sayın Onur Öymen, Müsteşar Yardımcılarımız Sayın Ali Tuygan, Sayın Temel İskit, Sayın İnal Batu. Gerçi Sayın Batu biraz daha bizimle olacak merkezde. Kendisinden rica ettik, Kıbrıs konusunun, Türk-Yunan ilişkilerinin bu kadar ön planda olduğu bir dönemde, yılbaşına kadar bizimle beraber olabilecek. Hatta yılbaşından az sonrasında da. Ricamızı kabul etti ve Roma'da Büyükelçi olarak fiilen göreve başlamasını bir-iki ay geciktirerek bize merkezde yardımcı olacak. Sayın Altan Güven ve hepinizin çok iyi tanıdığı Sayın Ömer Akbel, yeni görevlerine başlamak üzere aramızdan, yani sadece merkezden, Ankara'dan ayrılacaklar. Kendilerine ben Sayın Öymen başta olmak üzere içten teşekkür borçluyum. Kendileri gibi birçok arkadaşımız gidecek. Ben sadece Müsteşar Yardımcılarımızın ismini verdim. Benim Bakanlıktaki en zor dönemimde, yani ilk aylarımda çok büyük katkıları oldu, hem Bakanlığımıza, hem şahsen bana. Bunun için kendilerine teşekkür ediyorum.

Şimdi efendim, bu üç ayın değerlendirmesini yaparken, ben biraz şöyle bakmaktayım : Dışişleri Bakanlığımızın çalışmaları, dünya ile ilişkilerimiz, bu üç ay, Türkiye'nin saygınlığını arttırmanın, Türkiye'nin menfaatini daha iyi korumanın, Türkiye'nin imajını yükseltmenin, özetle, eksileri artıya dönüştürmenin ilk mütevazi adımları olarak bu üç ayı değerlendirmekteyim ve bu üç aya biz belli ilkeleri açıklayarak, belli anlayışları açıklayarak başladık. Türkiye'nin küresel ilişkileri bulunan bir dünya devleti olabilme özelliğinin bilinciyle politikalar oluşturduk. Çelişkileri besleyen değil, çözümleyen bir anlayışla Türkiye'nin dış sorunlarına eğildik ve itimat telkin eden, tercihlerinde süreklilik taşıyan, verdiği sözleri tutan bir Türkiye anlayışımızı bu ilk üç ayın çalışmalarına yansıttık.

Ben bütün dış temaslarımda, bütün çalışmalarımda, özellikle de dış temaslarımda, Cumhuriyeti gerçekleştirmiş, Cumhuriyet ihtilalinin sahibi olmuş bir ülkenin temsilcisi olduğumu, 700 yıllık bir tarihi birikimin temsilcisi olduğumu, bütün dış temaslarında hem hissettim, yaşadım, hem de muhataplarıma hissettirdim.

Gene bu üç ayın değerlendirmesinde şu gözlemim oldu: Çağımızda bütün işlevler birbiriyle bağlantılı. Çok fazla bir iç-dış ayırımı olamıyor, çok net çizgilerle, ve bizim Bakanlığımız Türkiye'mizin dışarıdaki konumunu ne kadar güçlendirebilirse, ne ölçüde daha saygın kılabilrise aynen bu oranda Türkiye'nin iç ilişkilerine, iç sorunlarına da bir katkısı olduğunu farkettim. Bizim çok basit gözüken, çok sıradan gözüken bir dış ilişkimiz, bir dış çalışmamız sonuç olarak Türkiye'de bazı sorunların daha kolay aşılmasına bir katkı oluyor ve ekonomik gelişmemize bir nebze bir ivme kazandırıyor.

Sonra gene bu üç ayda getirmeye çalıştığımız anlayış, Türkiye'nin dış ilişkilerinin sınırlı aydın kesimin ilgi alanındaki soyut bir olay olmadığıdır. Dışişleri toplumun bütün kaygılarını, bütün umutlarını doğrudan ve yakından etkilemektedir. Dışişleri Bakanlığımızın konusu ve amacı, aynı zamanda halkımızın ekmeğidir, çocuklarımızın geleceğidir.

Gene ilk basın toplantımızda getirdiğimiz ilkelerle bağlantılı olarak şunu yaşadık ve gördük : Türkiye'miz 2000'li yıllarda dünyanın enerji kavşağı olmanın adayıdır. Kimliğimizin, tarihimizin ve coğrafyamızın bize sunduğu bu imkanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmaktayız ve bu ayrıcalığımızı ilgili öteki devletlerle ilişkilerde ayrıştıran değil, bütünleyen bir etken olarak kullanmaya çalışmaktayız.

Ve şunu da belirtmek istiyorum : Bugün bir S-300 füzeleri çirkinliğini dünya artık farketmekte ve kınamaktaysa, -bu sabah haberlerde izledim, Avrupa Komisyonunun Dış İlişkiler Sorumlusu da bu S-300'lere değinmiş- Ege konusundaki tezlerimiz nihayet kabul görmekteyse, AB daha üç ay önce kapatıp rafa kaldırdığı Türkiye defterini yeniden açmaktaysa, ülkemizin hakkı uluslararası platformlarda daha iyi savunulmakta ve ses getirmekteyse, Türkiye'nin görünümü haksız yakıştırmalardan bir ölçüde sıyrılmaktaysa, bunun kaynağında Dışişleri Bakanlığı çalışanlarının emeği, birikimi ve elbette, bütün olarak hükümetimizin girişimleri, çalışmaları yatmaktadır.

Şimdi çeşitli konularda gelişmeler oldu. Önce ben ekonomiden söz edeyim. Ekonomiyle başlayayım.

Bu üç ay içinde biz açıkladığımız ekonomiye ağırlık veren politikalarımızla Türkiye'nin ekonomik ilişkilerine dış siyasetin getirmesi icap eden siyasal altyapıyı getirmeye başladık. Daha doğrusu zaten getirilmekte olan bu siyasal altyapıya son üç ayın ivmesini kattık. Burada bazen yanlış anlamalara da yol açıyoruz toplumumuzda. Biz hiçbir zaman ekonomik konularla doğrudan ilgili olarak Bakanlıkların görevini üstlenmek, onların alanıyla ilgilenmek durumunda değiliz. Bizim yaptığımız bütün ekonomik gelişmelerin üzerine bina edildiği siyasi altyapıyı oluşturmak, dış siyasetin bu altyapıya katkılarını getirmek. Onu ötesi bizim işimiz değil. Fakat o siyasi altyapı konusunda da bir-iki örnek vermek istiyorum. Bir defa boru hatları konusunda bizim Bakanlığımızın çalışmalarının belli bir katkısı olmuştur. Üç ay önce konuşmuştuk, o konuşmamızdan sonra bizim hem Gürcistan'la hem Azerbaycan'la temaslarımız, ilişkilerimiz, çalışmalarımız -ben her iki ülkeye de gittim şahsen, benim de temaslarım oldu- bugün üç ay öncesine kıyasla petrol boru hatları konusu Türkiye'nin daha lehine bir noktada gözüküyor. Bunda bizim Bakanlığımızın önemli bir katkısı olmuştur. O dediğim siyasi altyapının oluşumuna biz kendi çabamızı, kendi emeğimizi, kendi bilgimizi ekleyebildik.

Sonra Balkanlar. Gene konuşmuştuk. Balkanlarda ekonomik işbirliği modelleri. Ne yapabiliriz? Mevcut modeller içinde nasıl geliştirebiliriz. Burada belli mesafeler alınmakta. Son olarak New York'ta Bulgaristan ve Romanya Dışişleri Bakanlarıyla, Müsteşarlarımızın da katıldığı bir özel toplantı yaptık. Üçlü bir toplantı yaptık ve burada üç ülkenin önce sınır kapılarının elektronik cihazlarla donatılması -ki bu çok önemli. Hem kaçakçılığın önlenmesinde, hem bazı uyuşturcu maddelerin bizlerin ülkelerini kullanarak batıya ulaşmasını engellemek bakımından çok önemli- konusunda bir müşterek hareket planı hazırladık ve uygulamaya koymaktayız. Gene o toplantıda bizim açımızdan çok önemli olan, Doğu-Batı Koridoru tabir edilen bir otoyol projesi var. Bu projeyle Türkiye'miz Batı Avrupa'ya bağlanacak ve ayrıca Romanya'da bu otoyolla bağlantılı olacak. Mesela böyle bir projenin de çalışmalarını birlikte başlatmaktayız.

Çin'den çok söz etmiştim. Zannediyorum Ocak ayı içinde Çin'e gideceğim. Çin'de Türkiye'nin ekonomik ilişkilerini geliştirmek yönünde şimdiden başladığımız hazırlıkları bir adım daha ileriye götürebileceğim.

Gene Balkanlar bağlamında söylemeyi unuttum, bu ayın sonlarında Makedonya'ya gideceğim. Muhtemelen gene bu ayın sonunda -daha henüz kesinleşmedi- Arnavutluk'a gideceğim ve daha sonra da diğer Balkan ülkelerine tek tek giderek Türkiye'mizin ilişkilerini, hem siyasi hem ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışacağım.

Hep sözünü ettiğimiz, güvenlik, yani Dışişleri Bakanlığının temel işlevi olan güvenlik, ülke güvenliğine katkısı, ülke güvenliğinin korunmasına politikanın katkısı. Bu konularda da çalışmalarımız oldu.

Yunanistan'a ayrıca değineceğim. O da bizim bir komşumuz. Ona ayrıca değineceğim ama son üç ay içinde bizim güvenlik açısından, ekonomik gelişme açısından, ekonomik ilişki açısından sınır komşularımızla ne yapabiliriz, nasıl geliştirebiliriz? Bu bağlamda, Irak'la bir temasımız oldu. Sayın Müsteşar görüşmelerde bulundu. Hem de en üst düzeydeki muhataplarıyla görüşmelerde bulundu. BM kararları çerçevesinde elbette. Fakat Irak'la ekonomik ilişkilerimizi nasıl geliştirebileceğimiz konusunda bir ortak çalışma başlatıldı.

Gene komşularımızdan İran ile önemli bir adım attık. İyi niyetle biz bu adımı attık. İran tarafı da aynı şekilde bize olan ifadesinde aynen bizim gibi iyi niyetle hareket ettiklerini, iyi niyetle bir girişimde bulunduklarını belirttiler. Zannederim önümüzdeki ay karşılıklı olarak Büyükelçilerimiz göreve başlayacak ve burada benim ümidim, benim düşüncem, artık İran'la bizim onlardan şikayetimiz ne ise o, onların bizden şikayeti neyse o, bunları oturup, medeni bir şekilde konuşuruz ve medeni bir şekilde çözüm yoluna koruz. Karşılıklı olarak İran'ın Sayın Dışişleri Bakanıyla bu yaklaşımı sergiledik, bu yaklaşımı ortaya koyduk. Ümit ediyorum bu çok önemli tarihi komşumuzla, bundan sonra ilişkilerimiz gerçekçi bir şekilde, ihtiyatlı bir şekilde, fakat bir düzelme yoluna girebilir.

Suriye ile sorunlarımız devam ediyor. Orada bir gelişme olduğunu hiç değilse bugün için söyleme durumunda değilim.

Ortadoğu'daki anlaşmazlıklar bizi ciddi şekilde üzmekte ve Türkiye orada çok ilginç bir konumda. 1-2 kez dile getirdim. Mesela New York'ta İsrail Dışişleri Bakanı ile görüşmemde, -tabi Türkiye'nin kaygılarını hep anlattım, nelere dikkate ettiğimizi- şu izlenimi aldım. İsrail Türkiye'nin konumuna, bakış açısına, kişiliğine, gücüne, etkinliğine çok büyük bir önem veriyor ve saygı gösteriyor. Tesadüf aynı gün Filistin Dışişleri Bakanıyla görüştüm ve Filistin bize olağanüstü bir önem vermekte. Türkiye'ye bazı konularda müteşekkir, onu dile getirmekte ve Filistin Dışişleri Bakanı ile olan görüşmemde, -onu ben de hissettim, muhatabım da hissetti- duygu dolu bir görüşme oldu. Çünkü Filistin'in hakikaten çok büyük bir ezilmişliği var. Filistinlilerin uğradığı çok büyük haksızlıklar var ve orada o haksızlığın sonuçlarını, o haksızlığın yarattığı acıyı birlikte paylaştık ve Türkiye'nin çok önemli olan konumu burada ortaya çıkıyor. İsrail'le ilişkilerimiz gayet iyi, karşılıklı saygıya dayanan ilişkiler. Filistinlilerle gayet iyi ve buradan Türkiye'nin birçok konuda oynayabileceği olumlu rollerin, taşıyabileceği olumlu işlevlerin de işaretleri çıkıyor. Bunları bugüne kadar yaptık. Üç ay için konuşmuyorum, genel Türk dış politikası olarak umuyorum bundan sonra daha fazlasını da yapabileceğiz.

Kıbrıs konusunda Türkiye'nin tutumu, tavrı, yaklaşımı bellidir. Bunlar açıklanmıştır. Son olarak benim imzaladığım Ortaklık Konseyi Anlaşması ortadadır ve bu anlayışların, açıklamaların çerçevesinde Kıbrıs'ta Türkiye'nin şu aşamada daha çok ekonomik ağırlıklı girişimleri, destekleri devam etmektedir.

Gene Kıbrıs'da, Kıbrıs'ın meselesini anlatmakta zannediyorum belli ölçüde, çok küçük ölçüde, belli ölçüde demek bile yanlış, çok küçük bir ölçüde, biraz etkili olabildik. Yani hiç değilse bugün bir AB ülkesi AB üyeleri arasında ilk defa birisi, bana göre çok önemli olan birisi, İtalya, Kıbrıs'ta iki siyasi birimin, iki devletin, KKTC ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin varlığını resmen kamuoyu önünde dile getirdi. Daha sonra da bu görüşünü teyit etti. Bizim basınımızda da bazı yanlış yorumlar oldu o konuda. Hatta bana özel olarak da teyit edildi ve Kıbrıs'ta bu S-300 konusunu -orada biraz kendi Bakanlığımıza pay çıkarıyorum- çok net, çok açık ve çok inandırıcı bir şekilde, bizim açımızdan itimat telkin eden bir şekilde dünyaya anlatmaya başladık. Hatta belli bir ölçüde de anlatabildik. Benim bütün dış temaslarımda, New York'ta bir hayli, çok yüksek sayıda Dışişleri Bakanıyla konuştum ve konuyla biraz ilgili olan, Ortadoğu ülkeleri, Akdeniz ülkeleri, BAB üyesi ülkeler ve Amerika. Bu ülkelerin Sayın Dışişleri Bakanlarıyla yaptığım bütün görüşmelerde özellikle S-300 konusunu işledim. Dış basınla olan temaslarımda gene S-300'leri işledim ve zannediyorum konuyu anlatabildim. Bu girişimin sadece Türkiye'nin güvenliği açısından değil, Doğu Akdeniz'in güvenliği açısından, hatta Ortadoğu'nun güvenliği açısından ne kadar önemli olduğunu, nasıl bir tahrikin ve yanlışın yapılmakta olduğunu, muhataplarıma anlattım ve zannediyorum muhataplarımı belli ölçüde ikna edebildim. Yani S-300'ler konusunu bizim Bakanlığımız gereğince dünya kamuoyuna, dünya Dışişlerine yansıtmıştır ve bunun sonuçlarını da belli ölçüde almıştır.

S-300'ler konusunda bir noktaya daha değinmek istiyorum. Şimdi, tabii dış siyasette daima olabilecek kötü senaryoyu dikkate almak ve ona göre hesap tutmak icap eder ve o çerçevede bizim Dışişleri Bakanlığı olarak düşüncemiz -hükümetin düşüncesine de katılıyoruz bu açıdan, ona da geleceğim- şudur : S-300 konusunda biz Dışişleri Bakanlığı olarak biz kendi görev alanımızda "bekleyelim, bakalım, belki bu S-300'ler gelmez, belki konuşlandırılmaz, onun için bekleyelim. Eğer yaparlarsa o zaman biz de politikalarımızı harekete geçirelim". Kesinlikle böyle bir yaklaşımda değiliz. Tam aksine, biz S-300'lerin Kıbrıs Rum Kesimi tarafından beyan edildiği üzere, oraya yerleştirileceğini hesaplayarak, hangi önlemi geliştireceksek, hangi politikayı geliştireceksek, şimdiden, bugünlerden başlayarak geliştiririz. Yani son dakikayı beklemeyeceğiz. "Belki de hiç gelmez, belki de onlar konuşlandırmadan önce biz anlaşırız" gibi bir düşüncede olmayacağız. Biz politikalarımızı şimdiden oluşturacağız ve zannediyorum olayın güvenlik boyutu, askeri boyutu da hükümetimiz tarafından bu çerçevede ele alınacak, bu şekilde yaklaşılacak ve "bekleyelim son dakikayı, bunlarda gelsin oraya konuşlandırılsın, ondan sonra da Türkiye öyle birşey yapar ki, ne yaparsa o zaman yapar" gibi bir yaklaşımda değil, tam aksine zamanı geldiğinde karşı önlemlerimizin alınmaya başlaması. Yani son günün beklenilmemesi. Bu da bizim çok paylaştığımız bir konudur.

Yunanistan meselesine kısmen gireceğim. Çünkü Yunanistan konusunda ayrıntılı denilebilecek bir not size sunulacak. Biraz da hassas konu olduğu için onu yazılı vermeyi tercih ettim. Kısaca değiniyorum. Yunanistan'la biz aslında bu üç ay ilk başlangıcında çok olumlu bir adımla yola çıktık. Yani biliyorsunuz, malum Madrid Zirvesindeki temaslar ve bunun sonucunda da bir uzlaşma, bir iyi niyet, bir diyalog metni, yani "görüşmeyle meseleleri çözeceğiz" anlayışı, bunu imzaladık ve doğrusu benim beklentim şuydu : Bu Madrid Uzlaşmasının ardından zaten Nisan ayında Yunanistan'ın ve Türkiye'nin birlikte kabul ettiği, o Akil Adamlar Komitesi denilen -ve çok güzel düşünülmüş o Akil Adamlar olayı, zaten Nisan ayında her iki tarafta da kabul ettiğini belirtmiş diyaloga da gireceğiz, artık barışla çözeceğiz diye anlaşma yapıldı. Benim beklentim, sadece benim değil Bakanlığımızın beklentisi, bu Akil Adamlar Kurulu'un çalışmaya başlayacağı ve kendi görevi icabı Türkiye ile Yunanistan'ın öne koyacağı, ortaya koyacağı bütün meseleleri inceleyecek ve vardığı sonuçları da iki ülkenin onayına sunacak. Yani beklentimiz buydu. Hatta ben biraz da bu konuya iyimser baktığımdan şunu da yaptım : Bakanlığımızda arkadaşlarımızdan rica ettim ve Yunanistan'a Türkiye'nin önerebileceği üç tane büyük ekonomik işbirliği projesinin hazırlıklarına başladık. Projeleri yeniden hazırlamak değil, zaten Bakanlığımızın geçmişte hazırlamış bulunduğu bazı büyük ekonomik işbirliği projelerini yeniden gözden geçirelim, hemen ardından Sanayi Odasıyla, Ticaret Odasıyla temaslar kuralım. Onlar gelip bir baksınlar ve biz de bunu Yunanistan'a önerelim. Benim düşüncem oydu. Toplansın bu Akil Adamlar, hemen onun ardından, onların sonucunu beklemeden böyle bir girişimde bulunacaktık. Şimdi bunların hiçbiri olmadı. Yunanistan gerçekten anlaşılması zor bir politika içine girdi ve birden bire mesela Akil Adamlar'ın toplanması Türkiye'nin Kardak konusunu Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) götüreceğini beyan etmesine bağlandı. Birtakım önkoşullara bağlandı bu Akil Adamlar'ın biraraya gelmesi. Oysa böyle birşey yoktu. O noktaya olay geldi ki, diyalog, "diyalog olur ama diyalog olması için önce Türkiye başvursun, Kardak konusunu UAD'na götürsün" gibi hiç olmayan ön koşullar yaratıp, bu diyalogtan, bu görüşmeden Yunan tarafı her nedense uzak durdu, uzak durmaya çalıştı. Bunun tabii nedenlerini biz değerlendirmeye çalıştık. Çünkü anlaması ve anlatması, anlaşılması zor bir durum. Diyor ki Yunanistan mesela, Eylül'de bu çok yoğunlaştı, "Türkiye Kardak sorununu UAD'na götürmezse, bunu açıklamazsa diyalog kesilir". Tavır bu. E peki biz Madrid'de imzalarken Temmuz ayında Kardak meselesi vardı. Türkiye Kardak meselesini UAD'na götürmek gibi hiçbir taahhütte bulunmamıştı, buna rağmen Yunanistan bir diyalog, uzlaşma, anlaşma metnini imzalıyor. Temmuz ayında. Kardak meselesi de var. Ama imzalıyor. Yani ikisini birbirinden ayrı tutuyor. Ondan sonra 1,5-2 ay geçtiğinde bize diyor ki, "Biz sizinle oturup görüşmek için, yahut o Akil Adamları toplamak için biz sizinle ancak şu şekilde bunu yaparız : Kardak meselesini UAD'na götürürseniz." Bu yaklaşım gelişti. Mesela, New York'ta Sayın Yunan Dışişleri Bakanının hakaretamiz ve bütün dünyada da kınanan sözlerle yaptığı açıklamada, dedi ki "Şu şu Türklerle biz diyaloga girmeyiz". Diyaloga girmeyiz, müzakere etmeyiz, görüşmeyiz gibi bir yaklaşım. Bunu Sayın Pangalos getirdi ve gene tabii bu Kardak meselesiyle de bir şekilde bağladı. Bu tabii çok çelişkili. Bir yandan Sayın Pangalos bunu söylüyor "Biz Kardak meselesini Türkiye getirmezse görüşmeyiz" diyor. Türkiye götürmüyor, böyle birşeyi yok. Bir yandan da mesela Yunan Başbakanı Başbakanımızla görüşme talebinde bulunabiliyor. Böyle bir çelişki. Bu Yunan politikasının biraz kendi iç çelişkileri, ondan kaynaklanıyor, biraz garip bir yaklaşımdan kaynaklanıyor. Ama sonuç olarak Yunanistan'ı anlamakta bir sıkıntımız var.

Şimdi tabi burada Yunanistan olayını değerlendirirken başka faktörlere de bakmamız lazım. Bir defa biz bu konuları dünya kamuoyuna ve ilgili Bakanlara çok iyi anlatmaya başladık.

Türkiye bir Yunanistan meselesini, bir Ege meselesini, bir Kardak meselesini her zaman iyi anlatmıştır ama zannediyorum Bakanlığımız tarafından biraz daha iyi anlatılmaya başlandı. Buna bir örnek olarak şunu söyleyeyim : Benim daha ilk temasımda dikkatimi çeken, özellikle AB Bakanlarıyla yaptığım konuşmalarda, lafın bir yerinde deniyor ki "Türkiye ile Yunanistan ilişkileri düzelse çok iyi olur. Bizim açımızdan çok önemlidir. Kardak konusunda Yunanistan çok hassas. Türkiye bu konuyu UAD'na götürebilir mi?". Yani hep geliyor, geliyor oraya geliyor konu. Şimdi biz burada biz bir çalışma yaptık. Yapılmış çalışmaları yeniden değerlendirdik ve şöyle bir tavır geliştirdik. Dedim ki "Bu bana söylendiğinde, bir defa iki ülkenin konusu olan bir meselenin çözümü tek bir ülkeden beklenemez". Bunu bir defa çok net koyuyorduk. "Siz niye bizimle konuşuyorsunuz? Eğer siz iki ülke, Yunanistan ve Türkiye'nin arasındaki meseleyi çözmek istiyorsanız, o zaman bir defa gidin Yunanistan'la da konuşun. Bu birincisi. Yani böyle iki de bir de sanki Türkiye tek başına herşeyin sorumlusuymuş gibi bizim önümüze getirmeyin." İkinci kullandığımız mantık şu oldu : Dedik ki "Siz bu konuyla, Kardak konusuyla ilgilisiniz. Bunu anlıyoruz. Bir de öneriniz var. UAD'na bunu götürün diye. Peki Kardak sizi rahatsız ediyor da 12 ada neden rahatsız etmiyor. Üstelik bu 12 ada, Kardak gibi çaresiz bir kaya parçası değil. Bu 12 ada tepeden tırnağa silahlanmış bir vaziyette. Silahlarını Türkiye'ye yöneltilmiş vaziyette ve bu silahlanma Lozan Anlaşmasına da, Paris Anlaşmasına da aykırı. Çünkü bu anlaşmalar diyor ki 'bu adalarda silahlanma olmayacak'. Oysa bir silahlanma var. Siz bununla neden ilgilenmiyorsunuz?" İkinci sualim "Kardak UAD'na götürülsün. Peki. Niye bunu bize söylüyorsunuz da Yunanistan'ın UAD kararlarına koymuş olduğu, getirmiş olduğu sınırlamayı, şerhi neden hiç dikkate almıyorsunuz? Yahut biliyor musunuz böyle bir şerh olduğunu?" Şimdi bir mahkeme diyor Yunanistan. Devamlı Batı Avrupalılar da bize söylüyor, "hadi işte götürün bunu, UAD çok ciddidir, çok doğrudur, buna gelsin konu" deniyor. E peki Yunanistan. Yunanistan şunu yapmış, UAD'nın yetkisini kabul ederken bir kayıt getirmiş ve demiş ki "Yunanistan'ın güvenliğine ilişkin meselelerini bu mahkeme görüşemez". Bunu da Yunanistan yapmış. Ha bir yandan Yunanistan kendine ilişkin, kendini zayıf gördüğü konuları o mahkemenin görüşmemesi için kayıt getiriyor, bir yandan da bize "hadi mahkemeye Kardak meselesini sunun" diyor. Şimdi bu çelişkileri çok anlatmaya çalıştık. Galiba da belli bir ölçüde başarılı olduk. Çünkü Batı Avrupalının ahlak ölçülerinde belli bir nokta vardır. Siz eğer objektif bir konuda, objektif olarak haklıysanız ve bu objektif haklılığınızı doğru bir şekilde anlatırsanız, o zaman kolay kolay kendilerini sizin karşınızda, o objektif gerçekleri bile bile, aksini yapan bir konuma düşürmek istemezler. Bu da onların ahlak sistemindeki olumlu taraflardan biridir ve orada tartışmaya dahi giremediler. Bunları söylüyorsunuz, diyorsunuz ki "O zaman sen söyle, niye ben Kardak meselesini götüreyim? Neden öteki konularla ilgilenmiyorsunuz? Niye sadece Türkiye'nin bir konusunu alıp alıp önümüze çıkarıyorsunuz?" Bunları zannediyorum çok iyi anlattık. Bunların belli ölçüde etkisi oldu.

Gene Yunanistan'la meselerimizde ilginç bir konu . Biliyorsunuz bu Ege üzerinde Yunanistan'la Türkiye farklı iki yaklaşıma sahip. Yunanistan diyor ki, "Ege'de Türkiye ile aramızda bir tek Kardak meselesi vardır ve bu Kardak meselesini, Ege konusundaki tek çözüm mercii UAD'dır. Dolayısıyla Türkiye Kardak meselesini UAD'na götürsün. Başka da birşey olmaz. Ege bundan ibarettir." Bu Yunan tezi. Basitleştirerek anlatıyorum ama tez bu. Bizim yaklaşımımız gene böyle çok basitleştirilmiş şekliyle "Yunanistan'la Türkiye arasında Ege'de çeşitli sorunlar vardır. Bu çeşitli sorunların çözümü, BM'in de öngördüğü çeşitli çözüm mekanizmalarından iki tarafın mutabık kalacağı mekanizmalardır." Bizim yaklaşımımız "Birden çok mesele var. Bu meseleleri çözmek için de birden fazla çözüm yolu var." Bu da bizim yaklaşımımız. Aslında bu iki farklı tez çok önemli. Bizim New York'ta olduğumuz günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. Açıklamanın konusu da "Ege'deki Türk-Yunan ihtilafları". Konu da bu. Orada kendi anlayışını getirdi. Şimdi çok ilginçtir. Amerika'nın getirdiği, Ege ve Türk-Yunan sorunlarına bakış açısı bizim bakış açımıza çok yaklaşan bir şekilde ortaya kondu. Yani Türkiye'nin bakış açısına ve bu tabii Ege açısından fevkalade önemli. Bölgede etkili bir devletin "Türkiye ile Yunanistan arasında Ege'de çok sayıda sorun olduğunu" beyan etmesi ve "bu soruların UAD dahil olmak üzere iki tarafın üzerinde mutabık olacağı çeşitli çözüm mekanizmalarıyla çözülebileceğini" beyan etmesi devlet politikası olarak son derece önemli. Ve bu tabi Türkiye'miz açısından da iyi bir gelişme. Nitekim Yunan basınında Sayın Pangalos'un yakışıksız sözleri bu açıklamaya duyduğu öfkenin bir sonucu olarak da yorumlandı.

Şimdi, biz aslında Yunanistan'la dost olmak istiyoruz. Bakanlığımızın politikası budur, hükümetimizin politikası budur. Ancak dost olacağız diye tabii ki menfaatlerimizi hiçe saymak niyetinde de değiliz. Elbette kendi menfaatlerimizi, kendi güvenliğimizi koruyarak, savunarak, önde tutarak dost olmak istiyoruz. Aslında Yunanistan'ın bu Türkiye'ye düşman diye bakmaktan, Türkiye'den korkmaktan belki de, efendim Türkiye meselesini bir çeşit iç politika malzemesi gibi kullanmaktan uzaklaşması lazım ve hakikaten Türkiye'ye dostça, iyi niyetle yaklaşması lazım. Eğer bunu yapabilirse biz bütün iyi niyetimizle Ege'yi bir dostluk köprüsüne dönüştürmeye hazırız. Bunu daha önceki hükümetlerimiz de ortaya koymuştur. Bizim politikamız da budur ve bu konuda Yunanistan'ın biraz daha akl-ı selim ile davranmasını beklemekteyiz.

Bir başka önemli konu, Avrupa Birliği. AB'ni de gene hatırlarsanız burada konuşurken ben politikamızı açıklamıştım. "Elbette bizim açımızdan önemli bir hedef, önemli bir sorun olduğunu" söylemiştim ama "Türkiye tek bir konuda, tek bir saplantıda kendi geleceğini aramak gibi bir çaresizlik içinde değildir" demiştim ve "bu hedefin gerçekleşmesi için Bakanlığımızın da şahsen benim de çok gayret sarfedeceğimizi, fakat bu olursa olur, olmazsa da olmaz diye baktığımızı" anlatmıştım. Üç ay önce bu konu az önce belirttiğim gibi, AB açısından tamamlanmış bir olaydı. Yani o kadar tamamlanmıştı ki, yani mesala F. Almanya'nın resmi politika belgesinde şöyle denmekteydi: Bu AB'nin genişleme sürecine bakıldığında, önce anlatılıyor. Görüşmelerin bu altı ülke ile nasıl başlatılacağı, diğerlerinin aday konumunda olduğunu anlatıyor. Sıra Türkiye'ye geldiğinde şu ifade kullanılıyor : "AB politikalarımız aynı zamanda yaygın, kapsayıcı Avrupa güvenlik mimarisini gerçekleştirmeye dönüktür. Bu süreç içinde, AB -tercüme ettiğim için, tam da tercüme etmek istediğim için cümle kuruluşu bakımından doğru olmayacak ama tam tercüme etmek istiyorum- diyalogunu, işbirliğini ve ortaklığını şu ülkelerle ve şu komşularla güçlendirmelidir. Rusya ile, Ukrayna ile, Türkiye ile ve Akdeniz bölgesindeki diğer ülkelerle." Yani biz görevi devraldığımızda Türkiye'nin AB tarafından algılanışı bu idi. Yani uzakta, esas olayın dışında, Akdeniz'deki diğer ülkeler gibi, Ukrayna gibi, Rusya gibi, bazı komşular gibi bir Türkiye. Taa 63'ten, 64'ten beri anlaşmalar imzalamış, Gümrük Birliğine girmiş, bunca yıl bu konuda birçok gelişmeler yapmış, adaylık iddiası olan, adaylığını ortaya koymuş bir Türkiye değil. Tabir mazur görülürse işte "dış kapının dış mandalı" falan derler, öyle bir Türkiye. Şimdi biz AB konusunda hükümetimiz ve Bakanlığımız ciddi bir politika izledik. Hiç kimseye böyle gidip de "Aman ne olur bizi alın. Almazsanız şunu yaparız, bunu yaparız" gibi bir yaklaşım değil. Fakat Türkiye'nin haklılığını, Türkiye'nin konumunu ve Türkiye'ye haksızlık yapıldığını, bizim de bu haksızlığın bilincinde olduğumuzu ve o haksızlığın elbette ilişkilerimize olumsuz yansıyabileceğini, bundan sakınmamız gerektiğini ciddi şekilde anlattık. Çok da uğraştık bu konuda.

Peki ne oldu? Bugün neredeyiz? Onu da çok net, objektif olarak söyleyeyim. Şimdi bu girişimlerden sonra AB Türkiye konusunda yeni bir değerlendirme yapıyor. Bu değerlendirmede bazı ülkeler, benim "iyi, güzel, doğru" diyebileceğim az sayıda ülke bir noktada gözüküyor. Yani az sayıda ülke benim de kabul edebileceğim bir noktada gözüküyor. Birçok ülke belki benim kabul etmeyeceğim, etmeyeceğim dediğim, "hayır, bu olmaz" şeklinde değil de, içime sindiremeyeceğim diye söyleyeyim, ama gene de Türkiye açısından bir gelişme sayılabilecek, bir öneri hazırlığı içinde gözüküyor. Bu olacak mı, olmayacak mı? Onu bilemem. Fakat böyle bir gelişme var. Böyle bir gelişmeyi ben New York'taki temaslarımda somut olarak konuştum ve gördüm. Örneğin bizim Türkiye konularında genellikle çok ihtiyatlı olan İngiltere'nin Türkiye'nin aday ülkeler arasında ve çıkış noktasında onlarla aynı çizgide olmasına dönük bir düşünce geliştirdiği izlenimini aldım. Böyle yapıyorlar diye başkasının adına konuşmam fakat böyle bir izlenim aldım.

Gene AB bağlamında, daha tabi bütün üye ülkeler Türkiye'ye karşı çok olumlu bakış açıları içindeler falan, öyle değil. Ben o görüşte değilim, ama bütün üye ülkelerde Türkiye'ye dönük bir gelişme, "birşey yapabilir miyiz, Türkiye bu söylediklerinde haklı, biz bir çözüm arayabilir miyiz?" gibi bir hassasiyetin başlamış olduğu, bu bir vakıa.

Tek tek bütün konulara girmek istemiyorum, ancak Balkanları söyledim. Ortadoğu ile bu üç aydan daha fazla ilişkimiz olacak. Türk Cumhuriyetleriyle bazı çalışmalar başlatmak ümidindeyim. Hatta Türk Cumhuriyetleriyle biraz daha üst düzeyde teması organize etmek düşüncesindeyiz. Bunları zaman içinde gerçekleştireceğiz ve üç aylık sürede yapılandan elbette daha fazlasını önümüzdeki dönemde gerçekleştireceğiz.

Ben şimdi kısaca yöntem meselesine değinmek istiyorum. Sanırım Bizim Bakanlığımızın ve bu üç ayın gözükmeyen belki fakat önemli gelişmesi şu oldu : Biz Türkiye'nin dış sorunlarını, dış ilişkilerini bir koordinasyon içinde, danışarak, Bakanlığımızın dışından düşünce girdisi sağlayarak çalıştık. Küçük bir ölçüde bunu yaptık. İleride daha fazlasını yapacağız ve bunu yaparken de hem hükümet düzeyinde, hem de bizim dışımızdaki başka sivil toplum örgütleri düzeyinde devamlı bir danışma sürecine girdik. Mesela bir AB konusunu ben sendikalarla konuştum, işveren sendikalarıyla konuştum, esnaf birliğiyle konuştum, AB konusundaki başka sivil toplum örgütleriyle konuştum. Bu yeterli mi? Bence yeterli değil ama bir başlangıç olarak bunu yaptık ve buna devam edeceğiz. Siyasetin katkısını, siyasi katkıyı, katılımı Dışişlerine henüz yeterince alabilmiş değiliz. Onun mekanizmalarını da oluşturacağız. Ben Meclis'teki bütün milletvekillerinin, Meclis'teki siyasi partilerin dış politikayı sadece kendi dışlarında meydana gelen, gazetelerden öğrendikleri ve eleştirdikleri bir olay olmaktan çıkarmak amacındayım, onun yerine oluşumuna katkıda bulundukları ve belli bir düzeyde sorumluluğunu paylaştıkları bir olaya dönüştürmek istiyorum.

Ayrıca, bu bağlamda, akademik çevrelerin katılımı. Daha henüz o konuda birşey yapamadık. Vakit olmadı açıkçası. Dünyanın gelişmiş dış politika uygulamalarında bu çok önemli. Dış politika oluşurken ilgili üniversite çevrelerinin mutlaka o dış politikaya bir katkısı, katılımı oluyor. Bunu yeterince organize edebilmiş değiliz. Bunu da mutlaka yapacağız.

Basınımız tabii çok önemli. Çünkü basın bizim Bakanlığımızla halkın, toplumun arasında bir köprü görevi taşıyor bir defa. İkincisi, hani demin söylediğim, siyaset çevresi, üniversite bilim dünyasından almak istediğimizi, basın dünyası bize sürekli veriyor. Yani basın dünyası bize sadece haberleriyle değil, sadece yorumlarıyla değil ama bir bütün olarak, ben mesela her sabah bütün gazetelerde çıkan bütün dış haberleri, bütün dış yorumları okuyorum ve o bana bir takviye oluyor, bir bilgi akışı oluyor, birikim akışı oluyor. Şu anda öngördüğüm katkılardan tek tatmin edici düzeyde olanı.

Daha etkin bir Dışişleri Bakanlığı nasıl yapabiliriz, nasıl olabilir? Bu konuda çalışmamız var. Zannediyorum, önceden açıkladığımız ilkeler doğrultusunda Dışişleri Bakanlığımızın ekonomi diplomasisine ve kültür diplomasisine dönük, daha üretken olmasını sağlaması açısından, kendi organizasyon düzenimizde bazı yenileşmeler yapacağız. Bunun hazırlıkları devam ediyor ve bu arada ileriye dönük bir-iki çalışma. Birisi daha yakın gelecek, öbürü orta vade. Şimdi önümüzdeki yıl Türkiye'mizin çok önemli bir yıldönümünü kutlayacağız. Türkiye'nin, Cumhuriyetimizin 75. yıldönümü. Bu 75. yıldönümünde ve hemen onun arkasından gelen 700. yıl, bizim Osmanlı tarihimizin 700. yılı ve o 700 yılı taçlandıran, belki en ileri düzeyde sonuçlandıran Cumhuriyet ihtilali ve Cumhuriyetimizin 75. yıldönümü. Önümüzdeki yıl için birçok ülkenin çok geniş bir ülke katılımının bilim adamlarıyla bir araya geleceği ve Türkiye modelini tartışacağı bir bilimsel çalışma düşünüyoruz. Yani bu bilimsel çalışmada Türkiye modeli tartışılacak, Türkiye'nin Cumhuriyet modeli. Türkiye modelinin bütün dünya için, özellikle de bizim gibi İslam geleneğine sahip ülkeler açısından olağanüstü önemini, belki biz yeterince Türkiye olarak çok da değerlendiremedik ama, bunu böyle uluslararası bilimsel bir toplantıda çok daha iyi değerlendirip dünyaya yeniden sunabilmemizi mümkün kılacak bir bilimsel çalışma.

1999, gerçi ona vakit olduğu için üzerinde çok fazla düşünülmüş değil ama, 1999'da bizim tarihimizin belli bir kesitinin başlangıcının 700. yılı. Burada şöyle bir düşünce var. Daha çok düşünce düzeyinde ama vakit de var önümüzde. Tabii hiçbir ülkenin tarihi baştan sona bembeyaz sayfalardan oluşmaz. Elbette bizim de çok uzun tarihimizde doğru olmayan bazı olaylar da mevcuttur. Fakat bizim tarihimiz hakikaten bütünlüğü itibariyle dünyaya hoşgörü tarihi diye geçebilmiş, hoşgörünün tarihi diye kabul edilebilmiş bir dönemdir ve bu tarihimizi çok sayıda devletle, ulusla birlikte paylaştık ve yaşadık. İyi günümüz oldu, kötü günümüz oldu. Ancak şu anda dünya coğrafyasına baktığımızda biz tarihimizi Balkanlar'daki çok sayıda devletle, Kuzey Afrika'ya gidebiliriz, Ortadoğu, hatta Karadeniz'in kuzeyi, Kafkaslar, çok büyük coğrafyada yer alan ve bugün her biri devlet olan, aşağı yukarı her biri, geniş bir toplulukla biz bu tarihi paylaştık ve birlikte yaşadık. Bu çerçeveden hareketle gene tamamen bilimsel düzeyde olaya bakarak ve bilim adamlarını biraraya getirerek ve özellikle de bu coğrafyayı, bu tarihi bizimle birlikte paylaşmış, yaratmış ve yaşamış olan ülkelerin, toplumların bilim adamlarıyla 700 yıllık bir tarihin belli yönlerinin irdelenmesi, incelenmesi olarak bunu düşünmekteyiz. Bu konuda daha önümüzde vakit var ama bunu da geliştirmeyi öngörmekteyiz.

Şimdi efendim suallere geçmeden, ben elbette bir üç ayı objektif değerlendirebilme mevkiinde değilim. Yani çok tarafım burada. Ancak bana göre gerçekten ve tabii ki öncelikle arkadaşlarımızın, Bakanlıktaki arkadaşlarımızın emeğiyle, birikimiyle, herkesin iyi niyetli çalışmasıyla üç ayda aldığımız mesafe önemli mesafedir. Türkiye'nin güvenliği, Türkiye'nin menfaati, demin belirttiğim gibi, halkımızın ekmeği, çocuklarımızın geleceği yolunda biz mesafe aldık ve umuyorum, hatta inanıyorum, bundan sonra bu mesafeyi daha da hızla alacağız, daha ileri noktalara Türkiye'mizin Dışişlerini ulaştıracağız. Ben kendi payıma gerçekten faydalı, verimli ve de keyifli bir çalışma döneminin içindeyim. Umuyorum bundan sonra daha iyisiyle biz gene burada olacağız, gene basınımızın karşısında olacağız.

Teşekkür ederim.

Memorandum of Understanding Between the Republic of Turkey and the Hellenic Republic Concerning Cooperation on Environmental Protection

Memorandum of Understanding Between the Republic of Turkey and the Hellenic Republic Concerning Cooperation on Environmental Protection


The Republic of Turkey and the Hellenic Republic hereafter called 'the Parties',

Aware of the necessity to protect the environment in order to ensure the quality of life in both countries and recognizing that environmental protection is an essential element of sustainable development.

Taking into account the relevant provisions of the Rio Declaration as well as the Agenda for the 21st Century, approved by the 1992 United Nations Conference on Environment and Development.

Have agreed as follows:

I. SCOPE OF WORK

Article 1
The Parties hereby agree to develop scientific and technical cooperation in the field of the prevention of pollution and the protection of the environment within the principle of sustainable development.

Article 2
The Parties shall cooperate on the basis of mutual benefit for the protection of the environment in the sectors included in the attached annex. They shall exchange scientific, technical and legal information among governmental bodies and shall encourage such exchanges among academic institutions, non governmental organizations and private firms. To this end, they shall also organize symposiums, seminars, workshops and meetings of experts on issues covered by the Memorandum.

Article 3
The Parties shall encourage participation of non-governmental organizations and the civil society in the activities that will be carried out on the basis of this Memorandum.

Article 4
The Parties shall encourage cooperation on the prevention of pollution and on the mitigation of harmful influences of human activities on the environment, with a view to attain a sustainable management policy of environmental resources.

II. FUNDING

Article 5
Each Party shall bear the costs of its own participation in the activities carried out under this memorandum. The Parties will also explore ways and means to obtain financing from appropriate international sources.

III. RELATIONSHIPS TO OTHER AGREEMENTS

Article 6
Nothing in this Memorandum shall prejudice other existing or future agrements concluded between the Republic of Turkey and the Hellenic Republic.

This Memorandum will not affect the rights and commitments of the Parties with respect to third states or regional integration organizations.

Each Party may communicate the results of their cooperation to third parties after mutual consent of the Parties.

IV. APPLICATION OF NATIONAL LEGISLATION

Article 7
All activities under this Memorandum shall be carried out in conformity with the national legislation of the Parties.

V. MANAGEMENT

Article 8
The Parties shall establish a ten member Joint Committee comprising five representatives from the respective competent authorities of each side. This Committee may request the Parties to designate corresponding coordinators on each specific field of activity.

These coordinators shall report to the Joint Committee the results of their activities.

The Joint Committee shall, inter alia,
a) manage the activities under this Memorandum and agree on matters of future policy and
b) receive submissions of projects and other proposals for cooperation including those from the coordinators.

VI. ENTRY INTO FORCE, TERMINATION AND AMENDMENT

Article 9
This Memorandum shall enter into force one month following the date of exchange of notes between the Parties informing the completion of their required national formalities for its entry into force, and, shall remain in force for three years. Its validity shall be automatically extended for further three-year periods unless denounced by either Party upon three-month prior written notice. Either Party upon three-month written notice to the other Party may terminate this Memorandum. This Memorandum may be amended at any time upon mutual consent of the Parties. The termination of the Memorandum shall not effect the validity or duration of activities agreed upon pursuant to this Memorandum and initiated prior to such termination.

Done in duplicate in Ankara on 20th of January 2000 in Turkish, Greek and English languages. All texts are equally authentic.

In case of divergence of interpretation, the English text shall prevail.


For the Republic of Turkey For the Hellenic Republic
Ismail CEM George A. PAPANDREOU
Minister of Foreign Affairs Minister of Foreign Affairs


ANNEX

The Following items are identified as possible areas for cooperation:

- ENERGY PRODUCTION: Exchange of know-how and cooperation regarding environmentally friendly energy (wind and solar energy, small hydroelectric plants and energy saving technologies).

- DESERTIFICATION: Studies on prevention of soil erosion and rehabilitation programmes. Cooperation in the framework of Annex IV of the Convention for Combating Desertification.

- COMBATING MARINE POLLUTION: Training programmes, methodologies, new technologies, waste reception facilities at harbours.

- ADOPTION OF ENVIRONMENTALLY SOUND SOLID WASTE MANAGEMENT STRATEGIES: Studies on the quantity and quality of solid wastes, on recycling of wastes and on designing spaces for the disposal of wastes. Exchange of technical information.

- PREPARATION OF JOINT PROGRAMMES & EXCHANGE OF INFORMATION ON DEVELOPMENT OF ECO-TOURISM: Programmes from linking eco-tourism regions with similar characteristics. Promotion of organisation of conferences and meeting in such areas. Studies for the impact of tourism on ecologically sensitive areas.

- EXCHANGE OF INFORMATION ON ENVIRONMENTAL IMPACT ASSESSMENT: Studies to determine the main sectors of activity where the principle of the environmental impact assessment could be usefully applied. Creation of a data base in both countries concerning works that have an impact on the environment and for which an environmental impact assessment would be highly useful.

- ENCOURAGING NGOs COOPERATION IN BOTH COUNTRIES: Exchange of experiences and visits between NGOs. Examine the possibilities to encourage closer cooperation between NGOs.

- LAND-BASED SOURCES OF POLLUTION: Studies and establishment of systems for the exchange of information between the two parties. Exchange of technologies and know-how.

- EARTHQUAKE ISSUES: Cooperation on topics such as damage evaluation, antiseismic code studies and eventual modification proposals.

- OLIVE STONE EXPLOITATION: To facilitate cooperation among competent national entities for the exploitation of olive stones in order to produce energy for heating purposes.

- FOREST FIRES EXTINCTION: Exchange of information and know-how through meetings of experts.

AGREEMENT BETWEEN THE REPUBLIC OF TURKEY AND THE HELLENIC REPUBLIC ON CULTURAL COOPERATION

AGREEMENT BETWEEN THE REPUBLIC OF TURKEY AND THE HELLENIC REPUBLIC ON CULTURAL COOPERATION

The Republic of Turkey and the Hellenic Republic, hereinafter called the Parties, Desiring to strengthen and further develop the friendly relations existing between the two peoples, as well as to promote their co-operation in the fields of science and education, culture and arts, sports, youth and mass media, Have agreed upon the following:

ARTICLE I
The Parties shall take the appropriate measures in order to enhance their cooperation the fields of science and education.

To this end, the Parties shall:

a) promote and strengthen direct cooperation between their respective institutions of higher education, as well as the scientific and research organizations.
b) encourage studies within their respective universities, with a view to promote the teaching of each other's language and literature,
c) exchange members of the teaching and scientific staff of the universities, higher educational and the technological institutions, as well as students, scientists, experts, lecturers and researchers,
d) grant scholarships for graduate. post-graduate studies and research, within the availability of their means,
e) exchange teachers and experts from the primary and the secondary education, as well as from the administration of education.
f) develop joint school activities, school twinnings and exchange of pupils,
g) support the participation in seminars and training programmes of language and civilization organized by each Party,
h) encourage the participation conferences and congresses organized by Party,
i) encourage the exchange of information and experience at every level the education,
j) co-operate on the presentation of history, geography, culture and economy of the other country, especially in the school textbooks. To this end, they shall create a Mixed Committee of Experts which shall exchange and study school textbooks, with a view to propose the correction of inaccuracies,
k) encourage co-operation between their respective relevant agencies with a view to consider how far and under what conditions degrees, diplomas and certificates issued in the territory of one of them may be accepted as equivalent to corresponding degrees, diplomas and certificates issued in the territory of the other for academic purposes.

Any other issue related to educational activities as specified by this Agreement shall be included in this Agreement's Executive Programmes.

ARTICLE 2
The Parties shall support the cooperation between their state archives and libraries. shall facilitate, on a mutual basis, the access of their researchers and experts to them and shall exchange specialists from the aforesaid fields.

ARTICLE 3
The Parties shall promote their active and friendly co-operation and mutual assistance in the fields of culture, science and education within UNESCO, OSCE, the Council of Europe and other international organizations, and they shall refrain from actions which are likely to be opposed to the other Party's interests.

ARTICLE 4
The Parties shall encourage the cooperation between the youth organizations of the two countries. They shall also exchange information and experience on youth issues, aiming at the strengthening of bonds of friendship among young people, creating a friendly atmosphere and promoting the cause of peace.

ARTICLE 5
The Parties shall develop their cooperation in the field of culture and they shall encourage especially the following:

a) initiatives leading to the organization, through the competent authorities of each country, of exhibitions and other cultural events promoting various works of art,
b) the presentation of the works of the other Party, including translations, exchange of books, publications and other cultural material,
c) the participation of their representatives in international conferences, competitions, festivals and meetings on cultural issues organized by the other Party,
d) the development of individual or institutional contacts between the artists and the authors of the two countries and the exchange of specialists in the fields of arts and art training, as well as authors, critics and artists,
e) the exchange of theatre, opera, ballet, music, art and folklore groups or individual performers and experts,
f) the development of contacts in the field of cinema, through exchange of movies and participation in international film festivals organized by the other country,
g) the exchange of information and visits of experts concerning cultural heritage and most specifically in the fields of archaeology, history of art, museology, fine arts, conservation, restoration, architecture, materials and structural assessment,
h) the exchange of information on the works related to the protection and conservation of natural, architectural, historical and cultural monuments, complexes, sites, objects and works of art,
i) the organization of bilateral events for the studying of issues related to the protection of cultural heritage

ARTICLE 6
The Parties shall encourage their cooperation in the fields of intellectual property and related rights.

ARTICLE 7
The Parties acknowledge the importance of sports as a means of consolidating world peace and promoting brotherhood and friendship among peoples and individuals They also acknowledge the significance of the educational, social and recreational mission of sports, as well as its particular contribution to public health. Consequently, the Parties shall seek to encourage broader co-operation in the fields of sports and physical education, so as to have direct contacts between state sport organizations in both countries. The content and the details of this collaboration which shall include the possibility of co-operation between sports organizations in the two countries, shall be determined by the aforementioned state organizations.

ARTICLE 8
The Parties shall encourage direct cooperation between the radio and television organizations of the two countries including TRT and ERT S.A. aiming at the signing of a co-operation Protocol.

The Parties shall also co-operation between their national news agencies (AA and APE) aiming of a co-operation Protocol.

ARTICLE 9
For the implementation of the present Agreement, a joint Turkish-Greek Committee shall be set up. The aforesaid Committee shall meet every three years, alternatively in each Party's capital, with a view to elaborate, negotiate and conclude the Executive Programmes of the present Agreement.

ARTICLE 10
The present Agreement shall enter into force on the date the Parties shall have notified each other, through diplomatic channels, of the completion of all necessary formalities required by their respective internal legislation to this end.

Upon the entry into force of the present Agreement, the operation of the 1951 Cultural Agreement between the Parties shall be terminated.

The present Agreement shall be without prejudice to previous arrangements agreed by the two Sides since 1952 with respect to minority rights on educational issues.

ARTICLE 11
The present Agreement shall remain in force for a period of five years. Then, unless denounced by either Party up to six months prior to the expiry of the said period, it shall automatically be renewed for the next five-year period.

Done in duplicate February 2000, in the Turkish, Greek and English languages. All are equally authentic.

In case of divergence of interpretation, the English text shall prevail.


For the Republic of Turkey For the Hellenic Republic
Ismail CEM George A. PAPANDREOU
Minister of Foreign Affairs Minister of Foreign Affairs

Agreement between the Republic of Turkey and the Hellenic Republic on Cooperation of the Ministry of Internal Affairs of the Republic of Turkey and the Ministry of Public Order of the Hellenic Republic on Combating Crime, Especially Terrorism, Organized Crime, Illicit Drug Trafficking and Illegal Immigration

Agreement between the Republic of Turkey and the Hellenic Republic on Cooperation of the Ministry of Internal Affairs of the Republic of Turkey and the Ministry of Public Order of the Hellenic Republic on Combating Crime, Especially Terrorism, Organized Crime, Illicit Drug Trafficking and Illegal Immigration

The Republic of Turkey and the Hellenic Republic, hereinafter called "the Parties",

Taking into consideration the link between terrorism and organized crime and that among organized crimes, the illicit trafficking in narcotic drugs, psychotropic substances and arms, money laundering and illegal immigration have reached enormous dimensions in the world,

Motivated by their common will to cooperate effectively in combating organized crime, illegal immigration, illicit trafficking of drugs and terrorism,

Herewith agree:

Article 1
The Parties engage themselves, in conformity with their national legislation and international obligations, to cooperate in combating:
a. Terrorist activities and crimes committed by individuals or groups,
b. Illicit cultivation, production, trade, transportation and abuse of narcotic drugs, psychotropic substances and chemicals used in the production of them,
c. Other organized crimes (such as illicit trafficking of persons),
d. Illicit trafficking of arms, including biological, chemical and radioactive weapons, ammunition, explosives, nuclear and radioactive materials, as well as poisonous substances,
e. Forgery in passports, visas and other official documents,
f. Transboundary crimes and criminals,
g. Illegal immigration,
h. Illicit trafficking of cultural and historical works of art,
i. Money laundering,
j. Money laundering in relation to one or more of the above mentioned acts, as well as to other criminal acts.

Article 2
Cooperation between the two Parties in the field mentioned in Article 1 of the Agreement will be achieved, in conformity with their national legislation, through:
a. Exchange of information and experience in fields of common interest.
b. Exchange of experience on utilizing criminal technology, as well as methods and means for criminal research.
c. Exchange of information, knowledge and experience in the field of border controls in order to detect forged travel documents and to prevent illegal entry and illegal immigration.
d. Exchange of information helping prevention of terrorist activities and crimes, as well as of organized crimes in general.
e. Exchange of information, experience and assistance on new methods used for the production of narcotic drugs and psychotropic substances, their international trafficking, concealment and distribution, in accordance with the Single Convention on Narcotic Drugs of 1961, as was amended by the Amendment Protocol in 1972, the Convention on Psychotropic Substances of 1971 and the 1988 United Nations Convention against Illicit Trafficking in Narcotic Drugs and Psychotropic Substances.
f. Exchange of brochures, publications and results of scientific researches in fields covered by this Agreement, throughout planning and taking measures of common interest.

Article 3
The Parties, in conformity with their national legislation and international obligations agree to cooperate on the combat of terrorism by:
a. Taking effective measures in order to prevent terrorist activities and crimes against the security of the other party in their own countries,
b. Exchanging - on request or on their own initiative - information and data on individuals or groups, involved in acts of terrorism, terrorist activities and techniques,
c. Jointly evaluating the current emerging terrorist threats,
d. Periodically exchanging experiences and technological knowledge concerning the security of land, air, sea, and railway transport in order also to upgrade the security standards adopted in the airports, ports, and railway stations to face terrorist threats.

Article 4
In conformity with their national legislation the Parties, on request or on their own initiative, will provide information, details and data with a view to counter-acting illicit trafficking in narcotic drugs, psychotropic substances and chemicals used in the production of them and organizations linked to this traffic.

In particular this co-operation shall include:
a. The exchange of methods used against the illicit trafficking in narcotic drugs, psychotropic substances and other substances generally used in the production of them,
b. The exchange of experts and planning of joint training courses on specific investigation and operational techniques in the various fields concerned.

Article 5
The Parties shall ensure, according to their national legislation and their international commitments, the necessary conditions in order to carry out controlled deliveries of drugs and psychotropic substances, as well as precursors used for their preparation.

Article 6
With respect to organized crime, the Parties agree that the cooperation will be carried out through rthe following measures:
a. Systematic, detailed and immediate exchanges of information and data on organizations linked to crime,
b. Exchanges of police experts so as to work jointly.

Article 7
The Parties commit themselves to take common measures in order to prevent money laundering.

Article 8
The Parties shall cooperate in the combat against illegal immigration.

Until an agreement of Readmission is concluded, the Parties will readmit the persons, namely their nationals as well as the nationals of third countries who have illegally crossed or shall cross the borders of one or more of the Parties, coming from the territory of the other Party.

For the implementation of the above, the Parties will jointly establish, as soon as possible, the principles and necessary procedures for the readmission of the said persons, through a relevant document.

The Parties shall communicate mutually, through diplomatic channels, specimens of new travel documents, seals and types of visas, in order to prevent and combat the illegal crossing of borders.

Article 9
The Parties also agree to cooperate as appropriate and in conformity with their international commitments, in regional and internationals forums in combating terrorism, organized crime, illegal immigration and illicit trafficking of drugs.

Article 10
The Parties shall set up a Coordination Committee, responsible for the implementation of this Agreement, which shall be chaired by the Minister of the Internal Affairs for the Republic of Turkey and by the Minister for Public Order for the Hellenic Republic, or their representatives, with the participatiuon of experts.

Representatives of other Ministries or Authorities could attend the meetings of this Committee, if necessary.

The Coordination Committee shall meet in periods determined through consultations, alternately, in Turkey and in Greece.

Article 11
In order to ensure direct communication during the implementation of this Agreement, the parties will exchange a list of their authorized services.

Article 12
This Agreement does not affect the rights and obligations arising from other international agreements binding upon the Parties.

Article 13
The Agreement shall enter into force on the date of the second notification by which the Parties notify the completion of their respective internal procedures.

Article 14
This Agreement shall remain in force, unless the Parties denounce it through diplomatic channels.

Done in duplicate in Ankara on the 20th of January 2000 in the Turkish, Greek and English languages.

All texts are equally authentic. In case of divergence of interpretation the English text shall prevail.


For the Republic of Turkey For the Hellenic Republic
Ismail CEM George A. PAPANDREOU
Minister for Foreign Affairs Minister for Foreign Affairs

AGREEMENT BETWEEN THE REPUBLIC OF TURKEY AND THE HELLENIC REPUBLIC ON COOPERATION IN THE FIELD OF TOURISM

AGREEMENT BETWEEN THE REPUBLIC OF TURKEY AND THE HELLENIC REPUBLIC ON COOPERATION IN THE FIELD OF TOURISM

The Republic of Turkey and the Hellenic Republic, hereinafter called the 'Parties',

Recognising the importance of tourism in promoting economic development, mutual understanding, good will and close relations between peoples,

Bearing in mind the Status of World Tourism Organization and the recommendations of the United Nations Conference on Tourism and International Travel held in Rome in 1963, the relevant provisions in the Final Act of the Conference on Security and Cooperation in Europe held in Helsinki on August 1, 1975, and the provisions of the Charter of Paris for a New Europe of 1990,

Wishing to establish a close and effective cooperation in the field of tourism, have agreed as follows:

ARTICLE 1
The Parties, within the framework of this Agreement and in accordance with the legislation of their countries, shall seek to develop and strengthen the cooperation in the field of tourism between the two countries.

ARTICLE 2
The Parties shall facilitate tourist traffic between their countries in accordance with their respective laws and regulations and with prejudice to their international obligations and will encourage the cooperation between enterprises and organisations operating in the field of tourism. In this context, mutual visits, meetings and seminars between entities operating in the field of tourism shall be encouraged and organised.

Furthermore and in order that their respective tourist attractions and worth seeing sights become mutually known, the Parties shall encourage tourist promotion between the two countries through the exchange of information and promotional materials.

ARTICLE 3
The Parties shall communicate to each other the incentives for Tourist investments provided by their laws and regulations and inform each other about the existing possibilities for such investments.

ARTICLE 4
The Parties shall give emphasis on the exchange of know-how and practical experience in the field of tourism between enterprises, organisations and institutions operating in this field.

ARTICLE 5
The Parties shall cooperate for ensuring sustainable tourist development and promotion of special forms of tourism, such as ecotourism, youth tourism, cultural tourism, faith tourism etc.

ARTICLE 6
The Parties shall exchange information and documentation concerning research, statistics and legislation in the field of tourism.

ARTICLE 7
The Parties shall cooperate in the field of vocational training. They shall therefore initiate an exchange program between their respective entities competent for such training. This program shall include educational trips and attendance of specially structured seminars, aiming to offer the participants knowledge of the modus operandi in the relevant branches of the tourism sector of each country.

ARTICLE 8
The Parties agree upon the need for a deeper mutual cultural approach as a basic motive in travelling and tourism and they commit themselves to encourage such an approach between the two countries. In this context, cultural events and festivals aiming at reinforcing the mutual tourist movement shall, inter alia, be encouraged and organised.

ARTICLE 9
The Parties, in order to stimulate the tourist flows from third countries into their countries, shall encourage bilateral cooperation between the representatives of the tourism sectors of both countries including the coordination of their activities within the Black Sea Economic Cooperation (BSEC). Article 10 The Parties shall encourage bilateral cooperation in the field of yachting in accordance with their respective laws and regulations and without prejudice to their international obligations.

ARTICLE 11
A Joint Tourism Committee, composed of an equal number of authorised representatives from each Party, shall steer and supervise the implementation of the present agreement. In the meetings of the Joint Tourism Committee, representatives of the private tourist sector may also be invited to participate.

The Committee's meetings will take place alternately in each of the two countries at such time as agreed upon through diplomatic channels.

ARTICLE 12
This Agreement shall enter into force upon the date upon which both parties will have notified each other, through diplomatic channels, of the completion of the legal formalities required in each country for the entry into force of the Agreement.

This Agreement shall remain in force for a period of five (5) years from the date of entry into force and shall thereafter be automatically renewed each time for additional five-year periods, unless denounced by notification through diplomatic channels by one of the Parties at least six (6) months prior to the expiration of each period.

Done in duplicate in Ankara on 20th January, 2000, in the Turkish, Greek and English languages. All texts are equally authentic.

In case of divergence of interpretation, the English text shall prevail.

For the Republic of Turkey For the Hellenic Republic
Ismail CEM George A. PAPANDREOU
Minister of Foreign Affairs Minister of Foreign Affairs

Guidelines for the Prevention of Accidents and Incidents on the High Seas and International Airspace

Guidelines for the Prevention of Accidents and Incidents on the High Seas and International Airspace

1.

The military and other activities carried out by the ships and aircraft of both countries on the high seas and international airspace will be conducted in accordance with international law and international custom, instruments, rules, regulations and procedures.
2.

In accordance with the above:

1.

The naval units of the parties will abide by the following guidelines:

1.

They will refrain from acts of harassment of each other while operating in the high seas in accordance with international law and custom.
2.

They will act in full conformity with international law, rules, regulations, and procedures as well as military custom and courtesy.
3.

Naval units engaged in the surveillance of ships of the other party during firing operations and other military activities in accordance with international law, instruments, rules, regulations and procedures shall maintain a position which will not hamper their smooth conduct.

1.

The air force units in conducting military activities in the international airspace will abide by the following guidelines:

1.

They will act in full conformity with international law and in particular international custom, instruments, rules, regulations and procedures.
2.

Pilots of aircraft of the parties shall display utmost caution when in proximity of aircraft of the other party and shall not manoeuvre or react in a manner that would be hazardous to the safety of the flight and/or affect the conduct of the mission of the aircraft.

3.

To promote the climate of confidence, whenever there are claims of acts contrary to the above, the sides will in the first place inform each other through diplomatic channels prior to releasing official statements.



Istanbul, 8 September 1988

Karolos Papoulias A. Mesut Yilmaz

Minister of Foreign Affairs Minister of Foreign Affairs

of the Hellenic Republic of the Republic of Turkey

Report Outlining the Suggested Confidence Building Measures and Crisis Avoidance Measures Proposed by the CBMs Working Group

Report Outlining the Suggested Confidence Building Measures and Crisis Avoidance Measures Proposed by the CBMs Working Group

Introductory Remarks

1.

This report is presented to the Plenary of the Greek-Turkish forum with a recommendation by the CBMs working group for its final endorsement. It consists of an outline of measures which aim at the improvement of confidence between Greece and Turkey, (Confidence Building Measures proper), as well as measures aiming at preventing the development of crises (Crisis Avoidance Measures, CAMs)
2.

In drafting this report, the members of the CBMs group were guided by the objectives the Greek-Turkish Forum has set to itself and its dedication to the proposition that problems dividing Greece and Turkey must be resolved peacefully. Suggestions contained herein reflect a commonly shared view that notwithstanding differences on certain major issues, there is enough room for initiatives capable of dislodging erroneous perceptions of either side on the other, in establishing a common basis of mutual understanding and in seeking to improve the political climate between the two countries. Further, it should be stated that the value of genuine feelings and acts of solidarity and their acknowledgement, as manifested reciprocally in the two countries in times of distress, cannot be sufficiently underlined.
3.

Efforts mounted by all the participants to the Forum can be classified as ‘Track II diplomacy’. In this respect it is stated that all the participants to this effort participate in a private capacity, as they do not represent governments or any other authority of their respective countries.
4.

All participants of the Forum welcomed the recently initiated and on going talks between Turkey and Greece at high officials’ level on a list of specific topics. These talks are considered as a most positive development and a CBM in itself. It is thought that while they cannot be immune from the effects of a serious deterioration which might occur in the relations between the two countries, their continuation can have a moderating effect on potential sources of crisis.
5.

The lead taken by the Ministers of Foreign Affairs of Greece and Turkey to resume a dialogue on subjects such as culture, tourism, environment, economic cooperation, the fight against crime, drug trafficking and terrorism - on some of which members of the group have devoted much of their efforts in the past - gives to the Forum new opportunities to contribute to this last initiative. Consequently, ten proposals for measures reflecting the spirit of dialogue and aiming at building mutual confidence were addressed to the two Foreign Ministers on behalf of the participants of the Forum by the Directors of RUSI and PRIO. They formed a list of practical actions to be taken as early as possible, and a summary of measures which are now contained in Parts I, II and III of the present report.

PART I

Background

The proposals here listed are designed to foster better relations by engaging the people and non-governmental organisations of the two countries. They do not necessarily require governmental involvement, although government support can be beneficial to their success.

Confidence Building Measures

1.

It is recommended that a detailed inventory be made available of all groups and non-governmental organisations working on improving Greek-Turkish relations and that the resulting list and their activities be made generally known to the public of the two countries.
2.

It is proposed that a working group be established to examine ways and to generate proposals by which extensive educational exchanges between Greek and Turkish students can be created – or where they already exist to be better co-ordinated and further strengthened – at both the secondary and tertiary level.
3.

Judging from recent positive experience, to encourage and promote publication of articles, commentaries, etc. in the press of either country, or stage joint television interviews and debates of well informed personalities, journalists, businessmen, specialists on a given topic etc. from the two countries.
4.

It is suggested that statesmen, members of government or of parliament from Greece and Turkey be invited by universities or other appropriate institutions, on a frequent basis, to participate at conferences or lectures on subjects not necessarily on bilateral relations.
5.

It is proposed that Greek and Turkish sporting authorities co-ordinate their efforts to host, when suitable, major sporting events. It is also suggested that once a bid has been made by Greece or Turkey to host a major sporting event, the relevant sporting authorities of either country should support the other country’s bid. With this in mind it is also suggested that the Greek IOC should support Turkey in a future bid to host the Olympic Games.
6.

Drawing from past experience and positive results on the implementation of projects of restoration of religious and cultural monuments, to promote and encourage relevant activities, on the basis of reciprocity.
7.

To reactivate business contacts and economic and trade co-operation.
8.

Non-governmental organisations working in the field of humanitarian and/or disaster relief to be assisted in their tasks and encouraged in developing close contacts with partners in the other country.
9.

Regarding prevention of pollution in the Aegean coastal areas, it is suggested that bodies involved in environmental protection and relief be assisted in their tasks and encouraged in developing close contacts with partners in the other country.

PART II (Proposals requiring Government action)

Background

Lack of exchange of information, neglect of maintaining contact and inefficient channels of communication between government officials at all levels can cause or aggravate crises, which otherwise could have been avoided.

Confidence Building & Crisis Avoidance Measures

1.

It is suggested that direct channels of communication be established between the Prime Ministers of Greece and Turkey, while those already existing between Foreign Ministers and Ministers of Defence of the two countries be maintained and further improved. It is hoped that such channels of communication shall be established between other ministers and high officials, serving the promotion of co-operation in commonly agreed areas.
2.

Greek-Turkish relations are often adversely affected when the media seek comments from government officials on statements actually or allegedly made in the other country, before there was a chance of previous sufficient clarification. It is recommended therefore that appropriate government authorities in Greece and Turkey provide to each other and as soon as possible full copies of official documents and statements or speeches made, and that a verification process (‘cooling off period’) is set before final statements are made to the media.
3.

Opportunities for co-operation in the frame of regional organisations:
The South East European Cooperation (SEEC) and the Black Sea Economic Cooperation (BSEC), have given proof of the existence of still unexplored fields of cooperation between Greece and Turkey, which need to attract their immediate attention. Also, the newly agreed ‘Stability Pact’ offers a number of opportunities in co-ordinating and developing joint efforts. Adequate publicity should be given to these new possibilities.

PART III (Peacekeeping related proposals)

Background

Peacekeeping has come to the fore as a major task of modern armed forces. The use of military personnel in peacekeeping operations presents a number of confidence building opportunities. Given that both Greece and Turkey have contributed and have taken part in peacekeeping operations, measures such as those listed below could be considered.

Confidence Building Measures

1.

It is suggested that liaison and cooperation between Greek and Turkish contingents in KFOR (or elsewhere) be arranged. Also that a conference be convened for Greek and Turkish officers on ‘lessons learned’ from the experience of Operation ALBA.
2.

It is suggested that Greece and Turkey at an appropriate time consider introducing a bilateral military exchange programme (already existing with other NATO member-states) for students in the armed forces colleges of the two countries

TÜRKİYE-KKTC Ortak Deklarasyonu, 20 Ocak 1997

TÜRKİYE-KKTC Ortak Deklarasyonu, 20 Ocak 1997

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları,

28 Aralık 1995 tarihinde yayınladıkları Ortak Deklarasyona atıfta bulunarak,

Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri her alanda en yakın dayanışma ve işbirliği çerçevesinde geliştirme arzu ve azimlerini teyid ederek,

Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm bulunması yolunda her türlü çabayı gösterdiğini ve Kıbrıs'ta adil ve gerçekçi bir çözümün ancak iki tarafın serbest iradeleriyle ve müzakereler yoluyla sağlanabileceğini hatırlatarak,

Kıbrıs Türk halkının uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan haklarını ve bu andlaşmalarla tescil olunan tam siyasal ve hukuki eşitliğini vurgulayarak,

1960 andlaşmaları ile oluşturulan garanti sisteminin şimdiye kadar olduğu gibi bundan böyle de her koşul altında geçerli ve yürürlükte kalacağını ve sözkonusu anlaşmalar çerçevesinde Kıbrıs'tan garantör ülkelere de bir tehdit yöneltilemeyeceğini teyid ederek,

Kıbrıs adasında ve Doğu Akdeniz'de barış, istikrar ve güvenliği sarsan son gelişmeleri değerlendirerek,

Aşağıdaki ortak görüş ve kararlarını açıklamışlardır:

1. Kıbrıs Rum tarafınca sürdürülen ağır silahlanma, Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan arasında uygulanan Ortak Askeri Doktrin ve Güney Kıbrıs'ta Yunan hava ve deniz üsleri kurulması, Kıbrıs adasında ve Doğu Akdeniz'de istikrar ve güvenliği tehdit eden bir durum yaratmıştır.

2. Güney Kıbrıs'a füze sistemleri yerleştirme kararı Ada'nın iki halkı arasındaki güven bunalımını, giderilmesi çok güç olacak ölçüde derinleştirmiştir.

3. Bu füzelerin savunma amaçlı olduğu iddiası ve bir süre adaya ithal edilmeyeceği yolundaki sözde güvence anlamsızdır. Değerlendirilmesi gereken nokta Kıbrıs Rum-Yunan ittifakının tüm uyarılara rağmen uzlaşmaya sırt çevirip çatışma seçeneğine öncelik vermiş olması ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs arasında fiilen askeri bir birlik oluşturulmasıdır.

4. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs adasında ve Doğu Akdeniz'de dengelerin korunması ve barışa tehdit oluşturan politikaların sonuçsuz bırakılması için, sorumlu ve sağduyulu bir yaklaşımdan ayrılmadan, gereken bütün önlemleri alacaklardır. Bu çerçevede:

* Türkiye Cumhuriyeti 1960 garanti sistemi uyarınca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne etkin ve fiili garanti sağlamayı eksiksiz sürdürecek, Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin tehdit altında kalmasına izin verilmeyecektir.

* Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapılacak bir saldırı aynen Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılmış bir saldırı telakki edilecektir.

* Rum-Yunan tarafının bölgede ve Kıbrıs'ta Türkiye ve Yunanistan arasındaki dengeyi bozmaya ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini tehlikeye sokmaya devam etmesine karşılık mukabil askeri ve siyasi tedbirler tereddütsüz alınmaya devam olunacaktır. Bu çerçevede, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf R.Denktaş'ın 10 Ocak 1997 tarihinde yaptığı açıklamada kaydettiği görüşler ile öngördüğü tedbirleri kuvvetle desteklemektedir.

* Yunanistan'ın hava ve deniz üsleriyle Güney Kıbrıs'a yerleşmekte olduğu dikkate alınarak, bu faaliyet sürdürüldüğü takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde aynı nitelikte hava ve deniz tesisleri kurulması çalışmaları başlatılacaktır.

* Türkiye ve KKTC'ye yönelik tecavüz ve oldu-bittiler müştereken önlenecek ve bunun gerektirdiği ortak askeri koordinasyon ve planlama yapılacaktır. Bu amaçla, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında müşterek savunma konsepti oluşturulacaktır.

5. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs adasında gerginliği tırmandırmak için Rum-Yunan tarafınca girişilen planlı eylem ve tahrikleri, Ada'ya çok uluslu bir güç yerleştirerek Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini sulandırma niyetlerinin bir parçası olarak değerlendirmektedirler. Buna müsaade edilmeyecektir. 1960 Garanti ve İttifak Andlaşmalarının doğrudan veya dolaylı bir şekilde değiştirilmesine teşebbüs edilmesi halinde Türk tarafı bunu Kıbrıs'ta 1960 Andlaşmalarının açık bir ihlali olarak telakki edecek, gerekli tedbirleri ve siyasi kararları alacaktır.

6. Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm çabaları, yaklaşık beş yıl önce BM Fikirler Dizisi'nin, iki halk arasında bir güven ortamı yaratma çabaları ise üç yıl önce BM Güven Arttırıcı Önlemler paketinin Kıbrıs Rum tarafınca reddedilmesi nedenleriyle çıkmaza girmiştir. Kıbrıs Rum tarafı aradan geçen süre içinde makul bir çözüm arayışından ve çözüm parametrelerinden tamamen uzaklaşmıştır.

7. Kıbrıs Rum tarafının Yunanistan ile birlikte uzlaşma yerine çatışma ve gerginlik arayışı içine girdiği görülmektedir.

8. 1960 andlaşmalarıyla Ada'nın iki halkı arasında kurulan ortaklığın, 1963 yılında Yunanistan'ın desteği ile Kıbrıslı Rumlarca silah zoruyla yıkılmasından bu yana, Kıbrıs'taki iki eşit halkı temsil etmeye ve Ada'nın tümü için konuşmaya ehil ve yetkili ortak bir devlet, hükümet, parlamento, yargı ve idare yoktur.

9. Ada'nın güneyindeki Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kendi saldırganlığıyla yıktığı 1960 ortaklığının ünvan ve sıfatlarına sahip çıkma iddiası ve silah ithali de dahil olmak üzere Kıbrıs devleti adına yaptığı bütün tasarruflar uluslararası andlaşmalar tahtında gayrı meşrudur. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kendini bu ünvan ve sıfatlarla dünyaya sunmaya çalışması bu yönetimin iddialarına meşruiyet veya kendisine imtiyazlar kazandıramaz. Güney Kıbrıs'ta "Kıbrıs Cumhuriyeti" adını kullanan yönetim hukuken ve fiilen sadece bir Kıbrıs Rum idaresidir. Kıbrıs'ta 34 yıldır süren çözümsüzlüğün temelinde Kıbrıs Rum tarafının gayrı meşru sıfat ve iddialarını sürdürme çabası yatmaktadır.

10. Kıbrıs'taki bu gerçekler ile Kıbrıs Türk halkının egemenlik hakları kabul edilmedikçe ve iki tarafa eşitlik içinde yaklaşılmadıkça adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılamaz.

11. Avrupa Birliği'nin Yunanistan'ın zorlamasıyla Kıbrıs Rum Yönetimi'ne tam üyelik yolunda yaktığı yeşil ışık, gelinen noktanın açıkça gösterdiği gibi, tarihi bir hata olmuş ve görüşme süreci üzerinde yıkıcı bir etki yapmıştır. Kıbrıs Rum tarafının Türk tarafı ile bir uzlaşma aramadan ikinci bir Yunan devleti olarak Avrupa Birliği'ne girme ve böylece Yunanistan ile dolaylı bir yoldan bütünleşmeyi sağlamanın dışında bir amacı kalmamıştır.

12. Bu hatalı gidişin daha büyük tahribata yol açmaması için:


* Uluslararası andlaşmalar uyarınca Kıbrıs'ın ancak Türkiye ile Yunanistan'ın birlikte üye bulundukları bir birliğe katılabileceği,


* Kıbrıs'ın AB'ne üyeliğinin ancak bir çözümden sonra sözkonusu olabileceği,

* Bu yönde bir kararı BM Fikirler Dizisi'nde de öngörüldüğü üzere Ada'daki iki halkın ayrı referandumlarla onaylamaları gerektiği bilinmelidir.

* Avrupa Birliği'ne tam üyelik için yapmış olduğu uluslararası hukuka aykırı tek taraflı müracaata istinaden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Avrupa Birliği arasında tam üyelik görüşmelerinin başlatılmasını, Türk tarafı Kıbrıs'ta müzakere süreci içinde ortaya çıkmış bulunan çözüm çerçeve ve parametrelerinin bütünüyle ortadan kalkması olarak değerlendirecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tek başına Avrupa Birliği üyeliği yolunda atacağı her adım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracaktır.

13. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası camiadan soyutlanmaya devam olunması hiç bir şekilde kabul edilemez. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası camia ile bütünleşmesini sağlayacak gerekli adımları atacaktır. Kıbrıs'ı ilgilendiren ve Kıbrıs Türk halkına söz hakkının tanınmadığı her türlü uluslararası toplantıda Türk heyetlerine KKTC temsilcileri de dahil edilecektir.

14. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ilişkiler 3 Ocak 1997 tarihinde Başbakanlar düzeyinde imzalanan kapsamlı ekonomik protokol çerçevesinde derinleştirilecek ve KKTC ekonomisi somut işbirliği projeleri ile güçlendirilecektir.

15. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları arasında kabul edilen 28 Aralık 1995 deklarasyonuyla tesis edilen sürekli siyasi danışma mekanizması, savunma konularını da içerecek şekilde genişletilecek ve iki taraf arasındaki mevcut dayanışma güçlendirilecektir.

Ankara, 20 Ocak 1997

Rauf R. Denktaş Süleyman Demirel
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı

TC ve KKTC Cumhurbaşkanları Süleyman Demirel Ve Rauf R. Denktaş'ın Ortak Açıklaması, 4 Temmuz 1997

TC ve KKTC Cumhurbaşkanları Süleyman Demirel Ve Rauf R. Denktaş'ın Ortak Açıklaması, 4 Temmuz 1997

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'in vaki davetine icabetle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R.Denktaş 4 Temmuz 1997 tarihinde Ankara'ya resmi bir ziyarette bulunmuştur.

Bu ziyaret sırasında, iki taraf arasında 9-13 Temmuz 1997 tarihlerinde New York'ta yapılması öngörülen doğrudan görüşmeler ile Türkiye-KKTC ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik konular hakkında görüş alış-verişinde ve istişarelerde bulunulmuştur.

Taraflar bu ziyaret sırasında aşağıdaki ortak görüş ve kararlarını açıklamışlardır:

1. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu Ada'daki iki eşit topluma yönelik olup, iki liderin, serbest iradeleriyle karşılıklı kabul edilebilir bir çözümü müzakere etmeleri esastır. BM çözüm çerçevesi ve parametreleri üzerinden yürütülecek olan müzakere sürecine herhangi bir dış müdahalede bulunulması kabul edilemez. Taraflar bu anlayışla, doğrudan görüşme sürecini desteklemekte ve başlatılacak olan New York görüşmelerinin Kıbrıs meselesine adil ve gerçekçi bir çözüm bulunması için uygun bir fırsat oluşturduğu kanaatini taşımaktadır.

2. Kıbrıs Türk tarafı bu sürece yapıcı ve olumlu bir anlayışla katılacaktır. İki toplumluluk, iki kesimlilik, tarafların siyasi eşitliği, kalıcı bir çözümün temel parametrelerini oluşturacaktır.

3. Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve yönetim bulunmaktadır. Rum Yönetimi'ni uluslararası hukuka aykırı olarak meşru hükümet addeden yaklaşımlar, Kıbrıs sorununun çözümüne hiçbir şekilde yardımcı olmamaktadır. Kıbrıs Türk tarafının eşit siyasi ve hukuki statüsünün kabul edilmesi ve KKTC'ne karşı uluslararası alanda uygulanan engelleyici tedbirlerin kaldırılması, çözüm çabalarını kolaylaştıracak ve güçlendirecektir.

4. Kıbrıs'ta yaşayabilir bir çözüm iki taraf arasında güven ortamının tesisinden geçer. Kapsamlı bir çözümde Kıbrıs Türk tarafının siyasal, hukuki ve egemenlik hakları ile meşru menfaatlerinin teminat altına alınmasından vazgeçilemez. Serbest müzakereler yoluyla varılacak çözüm, her iki tarafta ayrı referandumlarla, iki halkın onayına sunulacaktır.

5. 1960 Garanti ve İttifak Andlaşmaları her koşul altında geçerli ve yürürlükte kalmaya devam edecek, bu andlaşmaların doğrudan veya dolaylı olarak değiştirilmesine müsaade edilmeyecek; varılacak kapsamlı çözüm bu andlaşmaların güvencesi altına alınacak ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir.

6. 1960 andlaşmalarıyla Kıbrıs'ta iki toplum arasında bir iç denge ile hak ve sorumlulukları itibariyle Türkiye ve Yunanistan arasında bir dış denge tesis edilmiştir. Sözkonusu dış denge bölgesel barış ve istikrarın ayrılmaz bir parçasıdır. 1960 andlaşmaları Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadıkları uluslararası siyasi ve ekonomik birliklere katılamayacağını öngörmektedir. Uluslararası hukuk ile bölgesel barış ve istikrarın bir gereği olarak Kıbrıs, bu esasları içerecek bir çözümden sonra ancak Türkiye'nin de içinde bulunacağı Avrupa Birliği'ne tam üye olabilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin uluslararası hukuka aykırı tek taraflı müracaatına istinaden, Avrupa Birliği üyeliği yolunda atacağı her adım, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracaktır.

7. Yunanistan'la mevcut Ortak Askeri Doktrin çerçevesinde, Kıbrıs Rum tarafında sürdürülen ağır silahlanma, Güney Kıbrıs'ta Yunan hava ve deniz üsleri kurulması, Türkiye'yi de tehdit alanı içine alabilecek silahların Güney Kıbrıs'ta konuşlandırılma olasılığı ve terorist faaliyetlere verilen destek, yalnız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve bölgenin değil, Türkiye'nin de güvenliğini tehdit eden hususlardır. Türkiye, tüm olumsuz gelişmeleri sadece Kıbrıs Türk halkının barış ve huzuru açısından değil, kendi güvenlik gereksinimleri açısından da dikkatle takip etmektedir. Taraflar, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları arasında imzalanan 20 Ocak 1997 tarihli Ortak Deklarasyon'un ihtiva ettiği esasları, bölgede kalıcı barışın tesisi için vazgeçilmez unsurlar olarak görmektedirler.

8. Her iki taraf New York'ta başlayacak olan müzakere süreci içinde yukarıda kaydedilen ortak değerlendirme ve görüşler doğrultusunda hareket edilmesini ve yakın bir işbirliği ve istişare içinde bulunulmasını kararlaştırmışlardır. Türkiye, bu doğrultuda KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın müzakere sürecinde şimdiye kadar sürdürdüğü yapıcı tutumu bundan sonra da desteklemeye devam edecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nun 21 Ocak 1997 Tarihinde Kabul Ettiği Karar

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nun 21 Ocak 1997 Tarihinde Kabul Ettiği Karar

Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R.Denktaş tarafından, 20 Ocak 1997 tarihinde Ankara'da imzalanan Ortak Deklarasyon'u tümüyle benimsediğini ve desteklediğini beyan ve,

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş'ın bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'na yapmış olduğu hitabı takdir ve saygıyla karşılayarak,

Aşağıdaki hususları Türk ve Dünya kamuoyuna duyurmayı kararlaştırmıştır:

1. Kıbrıs Rum tarafınca, Yunanistan'ın teşvik ve desteğiyle son üç yıldır sürdürülen ağır silahlanma, Rus füzelerinin Ada'ya getirilmesine ilişkin anlaşma ile yeni ve vahim bir boyuta ulaşmıştır. Rum/Yunan tarafının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ve Türkiye'yi tehdide yönelik tutum ve davranışları müsamaha ile karşılanamaz.

2. 1960 Garanti ve İttifak Andlaşmalarıyla oluşturulan garanti sistemi, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan böyle de geçerli olmaya devam edecek, söz konusu Andlaşmaların doğrudan veya dolaylı şekilde değiştirilmesine ve Kıbrıs'ta ve bölgede Türkiye ve Yunanistan arasında mevcut dengenin bozulmasına müsaade edilmeyecektir.

3. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'ta etkin ve fiili garantisini eksiksiz sürdürecek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne vaki olacak saldırıyı aynen Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılmış bir saldırı olarak telakki edecektir.

4. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik için yapmış olduğu tek yanlı müracaat 1960 Andlaşmalarına aykırıdır. Bunun gerçekleşmesi Kıbrıs'ın bölünmesine yol açacak ve sorumluluğu Avrupa Birliği'ne ait olacaktır.

5. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan ambargo ve çifte standart hiç bir şekilde kabul edilemez.

6. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi sorunlarının aşılması ve güçlü bir yapıya kavuşturulması için gerekli desteği sağlamaya devam edecektir.

7. Türkiye Büyük Millet Meclisi, meselenin; silahlanma ve kuvvet kullanma yoluyla değil, Ada'da yaşayan her iki halkın, kendi iradeleriyle kendi yönetimlerini kurma haklarına saygı gösterilerek sonuçlanabileceği inancındadır.

Dışarıdan müdahalelerin, çözümü daha da zorlaştırdığı tecrübe ile bilinmektedir.

Bu milli davada Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türk milletinin tam birlik içinde bulunduğu gerçeği bütün dünyaca bilinmelidir.