Türk gizli servislerinin varlığının kamuoyu
önünde ne zaman resmen kabul edildiğini, 21 Aralık 2001'de yayımlanan
'Milli İstihbarat Teşkilatı Tarihçesi'nden öğrendik. 23 Haziran 1943 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 'Başvekalet Teşkilatı Hakkındaki Kanun'un 2'nci maddesinde, '1 adet, 150 TL maaşlı Milli Emniyet Hizmeti Reisi' kadrosunun oluşturulması, 'gizliliğin sonu' olarak kabul edilmiş.
Bu ölçüt doğru kabul edilirse, bugün 75'inci kuruluş yıldönümü olan Türk gizli servisinin ilk kez bütçesini açıklamış olmasını da bir dönüm noktası kabul etmek lazım.
MİT'in internet sayfasındaki (www.mit.gov.tr) bilgiye göre, 2000'de 126.5 trilyon lira (227 milyon dolar) ve 2001'de 117.5 trilyon lira (172 milyon dolar) olan MİT bütçesi 2002'de 172.7 trilyon lira (119 mil. dolar) öngörülmüş. Kriz MİT'i de etkilemiş. Demek ki Türk devlet sistemine göre, 'gizlilikten çıkmak', bütçenin açığa çıkmasıyla oluyor.
Bunlar tabii sabit giderler. MİT'in asıl harcamasını oluşturan 'operasyon giderleri', Başbakan'ın örtülü ödeneğinden karşılanıyor. Ne kadar olduğunu neredeyse sormak bile yasak.
Tarihçe'den sorular
MİT yöneticilerine sorarsanız 'Tarihçe', teşkilatın nasıl kurulduğuna ilişkin kapının aralanması.
Kitabı okuyanların bir kısmına göre: "Çıka çıka bu mu çıktı?" ve "hiç bir şey anlatmıyor".
Bana sorarsanız, yetersiz olsa da, bir ilk adım olarak önemli sayıyorum.
Çünkü bu kısacık tarihçeden, bugün yaşadıklarımıza izi sürülebilecek ipuçları, en azından sorular buluyorum. Soruyorum:
1- Türkiye'deki ilk merkezi istihbarat örgütü olarak 17 Kasım 1913'te İttihat ve Terakki tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa gösteriliyor. Örgütün 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi ardından resmen lağvedilse de, Enver Paşa'nın talimatıyla gizliliğe geçerek devam ettiği Tarihçe'de resmen açıklanıyor. Teşkilat-ı Mahsusa, Kurtuluş Savaşı boyunca kurulan örgütler aracılığıyla MİT'e mi çevrilmiştir? Yoksa teşkilatın işlevi bugün, pratikte, MİT ve Genelkurmay'a bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı tarafından bölüşülmekte midir?
2- Teşkilatın devamını sağlamak üzere 1920'de Zabitan ve 1921'de Yavuz istihbarat gruplarını yeniden yapılandırıp yönettiği açıklanan Üsküdar Şube Reisi Kurmay Yarbay Muğlalı Mustafa Bey ile, Cumhuriyet sonrası Doğu'daki isyanların bastırılmasında görev alan, 33 suçsuz köylüyü öldürttüğü iddiasıyla yargılanan (ve Ahmed Arif'in '33 Kurşun' şiirinde anlatılan) General Mustafa Muğlalı aynı kişi midir?
3- 6 Ocak 1926'da Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın tebligatıyla kurulan Milli Emniyet Hizmeti Reisliği'nin ilk başkanı Kurmay Yarbay Şükrü Ali Ögel, daha önce Teşkilat-ı Mahsusa üyesi miydi?
4- Ekim 1926'daki ilk yapılanmada yurtiçi merkezler Ankara, İstanbul, İzmir, Sarıkamış (Kars), Konya ve Diyarbakır gibi nedeni kolayca kestirilebilecek yerlerin yanı sıra, Eskişehir, Erzincan ve Tokat gibi nedeni çok kolay anlaşılmayacak merkezler de bulunduğu yazılıyor.
# Eskişehir, Kurtuluş Savaşı döneminde sol eğilimli ve Kafkas kökenli hareketlerin merkezi olduğu için mi seçilmişti?
# Tokat ve Erzincan neden seçilmişti? Yasadışı ve Kürt kökenli de şeriatçı kökenli de olmayan silahlı grupların bugün de aynı bölgede tutunuyor olabilmesi bu nedenle bağlantılı mıdır?
# Milli Mücadele ve sonrasındaki
"espiyonaj, komünistlik ve suikast" dosyalarının 8 Ekim 1927'de 3 sandık halinde Genelkurmay'dan teşkilata teslim edildiği söyleniyor. Bu tarihten sonra, sanki bir paniği yansıtacak şekilde, Kars merkezinin önce Trabzon'a, sonra Erzurum'a, yeniden Kars'a ve son olarak Erzurum'a nakledildiği yazılıyor. Bu trafikte, 1920 Bakü Kurultayı sonrasında Trabzon, Kars ve Erzurum'un komünist örgütlenmelerin Anadolu'ya sızma noktası olarak görülmesi mi rol oynadı? Erzurum'daki Albayrak Hareketi, Kars Şûrası'na göre daha mı tehlikeli bulundu? İlerleyen yıllarda ve anlaşılan yapılan çalışmalar sonucunda, Erzurum'un hep sağın, Kars'ın da hep solun 'kalesi' sayılmasında bu tercihin rolü olmuş mudur?
Daha sorulacak sorularım var ama, yerim kalmadı. Bir de, sorularım yalnızca MİT'e değil, kendisine bilgi üretme görevi biçen akademisyenlere de. Haydi, biraz cesaret.
Kurallar çözülürken
-
Bir önceki yazımda ABD’nin kurduğu kurallara dayalı sistemin çözülüşünü
tartışmıştım. Dünya, eski düzenin çatlaklarından sızan bir kaosla karşı
karşıya...
6 gün önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder