ısrarlı olduk. Bunun birkaç nedeni var.
Bir kere, Dışişleri Bakanı Milli Güvenlik Kurulu'nun oy hakkına sahip, asli bir üyesi.
İkincisi, ulusal güvenlik, dış politikanın ağırlığını taşıyan bir kavram. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı, gerek Savunma Bakanlığı, gerek Genelkurmay, gerekse MGK Genel Sekreterliği ile öteden beri en sıkı ilişki içinde olan kurumlardan biri.
Güncel olması nedeniyle belki de en önemli neden, Yılmaz'ın 'ulusal güvenlik sendromu' tartışmasının odağına yerleştirdiği Avrupa Birliği konusu. Türkiye'nin AB üyeliği açısından en uzlaşmaz çelişkileri Kıbrıs ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Projesi oluşum süreci. Askeri yönü olan bu iki sorunun resmi muhatabı, düne kadar Yılmaz'a çalışan AB Genel Sekreterliği değil, Dışişleri Bakanlığı.
'Askerle işbirliği içindeyiz'
En güncel olan Kıbrıs ve Avrupa Güvenliği konularından başlayarak, Dışişleri Bakanı Cem'in sorularımıza verdiği yanıtlar şunlar:
# Kıbrıs konusunda Genelkurmay'la sık sık
toplanır konuşuruz. İki kurum arasında işbirliği ve dayanışma var. AGSP konusunda da ciddi bir çalışmamız var. AGSP siyasi bir konu ama öncelikle askeri boyutu var. Bu konuları elbette Genelkurmayla, Savunma Bakanlığı'yla konuşacağız.
# Milli Güvenlik siyasetinin dış boyutu, Dışişleri Bakanlığı'nın ortaya koyduğu tehdit değerlendirmesi ve benzeri değerlendirmeler esas alınarak oluşturuluyor.
MGK toplantıları öncesi MGK Genel Sekreterliği'ne gönderdiğimiz görüşler, belgelerde yerini alıyor. Bizim Dışişleri olarak askerlerle ilişkide bir sıkıntımız olmadı. Emin olun bir sorun yok.
AB'de sıkıntı var
İsmail Cem, Mesut Yılmaz'a göre daha iyimser bir tablo çiziyor. Ama örneğin Avrupa Güvenliği konusunda kendisi de sıkıntı yaşamadı mı?
Örneğin Budapeşte'deki NATO toplantısı ardından Financial Times'ta 'anlaşmaya varılıyor' olarak anlaşılan makalesiyle, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in Ankara'da Genelkurmay İkinci Başkanı Büyükanıt'la görüşmesi sırasında dağıtılan bilgi notu arasında bir çelişki yok muydu?
Cem'in yanıtları:
# Makalemle Genelkurmay açıklaması arasında fark yok. Olsaydı da, dünyanın sonu olmazdı. Yanlış kaldırmayan bir konu, önemli olan Türkiye'nin menfaati açısından doğru uzlaşma noktası bulmak.
Bunu söylemekle birlikte, Cem, Türkiye'nin AB ile ilişkilerdeki sıkıntıları arasında bu konuda uzlaşmazlığın da bulunduğunu şöyle anlatıyor:
# Washington belgesiyle hukuken haklıyız. Fiiliyatta ise, AB'nin kaygılarını da gözeten bir uzlaşma arıyoruz. Biz 'evet' desek de, 'hayır' desek de, Aralık ayında AB yeni Avrupa savunma mimarisi için kararını
alacak. Avrupa'da NATO dışında yeni bir askeri güç oluşacak. 'Biz haklıyız' katılığıyla Türkiye yeni Avrupa savunma yapısı dışında kalabilir. Kalırsa ne olur? Türkiye'yi saf yerine koymayacak bir formül çıkmıyorsa, olmazsa olmaz diyeceğiz. Ama bu da Türkiye için iyi olmaz.
Anayasa değişikliğine destek
Kıbrıs için de aynı durum geçerli. Cem'in "Avrupa Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tam üye olarak alabilir. Aksi halde Yunanistan Doğu Avrupa ülkelerinin girişini engelleyebilir. Biz de buna karşı sert tepki verebileceğimizi anlattık" sözleri artık bu durumun Ankara'da kabullenilmeye başladığını gösteriyor.
Cem "Bu sorunu aşarız" diyor. Ancak Türkiye'nin AB üyeliği için gerekli ölçülere ulaşması için gereken adımlar gecikiyor. Cem bunu, geçtiğimiz yıl Meclis gündemine ağırlığını koyan ekonomik yasa çalışmalarına bağlıyor. Peki ya Meclis'in açılışıyla gündeme gelecek Anayasa değişiklikleri?
# Anayasa değişiklikleri bir an önce yapılmalı. Tabii bunlar AB ölçülerinin bir kısmı. Örneğin 'gözaltı süresinin uzatılması için zanlının hâkim karşısına bizzat çıkarılması' gibi genelgeler, kararnamelerle aşılabilecek sorunlar var. AB üyeliği yolunda kaybedeceğimiz her yılın maliyeti 3-4 yıl olabilir.
Ankara'da ciddi bir AB sıkıntısı var. Kimi bu sıkıntıyı keskin sözlerle ortaya döküyor, kimi diplomatik cümleler arasında.
Dışişleri Bakanı Cem, Anayasa değişikliğinin Meclis'ten bir an önce çıkmasından yana
10/08/2001

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder