AB KONUSUNDA İSMAİL CEM'DEN 'KAYBETTİREN OYUN' UYARISI:
Batı, 500 yılın rövanşını alıyor
İsmail Cem, AB'nin Türkiye'ye yaklaşımını AKP dönemiyle birlikte
değiştirdiğini, olası gelişmeler çerçevesinde Türkiye'nin AB
üyeliğinin mümkün gözükmediğini söyledi ve ekledi: Türkiye'ye karşı
tarihsel komplekslerinden, dinsel bağnazlıkla ırkçı titreşimlerden
kurtulamayan bazı AB çevreleri, meydanı boş buldu ve adeta 500 yılın
rövanşını almaya özeniyor
FİLLERİ TEPEYE TAŞIYAN ADAM
İSMAİL CEM
AB ile ilişkileri nasıl görüyorsunuz?
Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, sonucu olmayan ve maalesef
Türkiye'ye kaybettiren bir aldatmacaya dönüştü. "Türkiye'ye özel
statülü, yarım üyelik veremezler" deniyor. Oysa, Türkiye'ye yarım
üyelik, özel ve 2. sınıf konum, "sakıncalı üye" statüsü zaten verilmişti.
2004 AB zirve kararı ile AB anlayışının özü, vazgeçilmezi olan
"serbest dolaşım ve çalışma hakkı" Türkiye'den esirgenmiş, AKP de bu
eksik üyeliği kabullenmiştir. "Özel statü", "yarım üyelik" işte budur.
AB ile ilişkilerin düzelmesi artık çok zor; gelecekte kişilikli bir
siyasi iktidar oluştuğunda bile çok zor.
AKP hükümetinin hataları
Neden bu duruma düşüldü?
İlk neden siyasal iktidarın, 2002 sonrasında inanılmaz bir zaaf ve
teslimiyet içine girmesi. İkincisi, AB'nin bu olumsuzlukları
acımasızca istismar etmesi ve AKP yönetiminin bunlar karşısında
tepkisiz, çaresiz bir siyaset izlemesi...
AB, Türkiye'ye yaklaşımını AKP dönemiyle birlikte değiştirmiştir.
Türkiye'ye karşı tarihsel komplekslerinden, sevgisizliklerden, dinsel
bağnazlıktan ve ırkçı titreşimlerden kurtulamayan bazı AB çevreleri,
meydanı boş bulmuştur. Bu çevreler, adeta 500 yılın rövanşını,
kendilerince, almaya özenmekteler.
Dışişleri etkisiz mi kalıyor?
Bizim Dışişleri Bakanı'mız ve örgütümüz AB konusunda devre dışı
bırakıldı. AB'ye ilişkin tüm stratejik kararlar, Başbakan ve birkaç
özel danışmanı tarafından alınıyor. Kıbrıs konusunun ilk kez hukuki
bir önkoşul olarak Türkiye tarafından teslim edildiği 2002 Kopenhag
zirvesinde de, 2004 nihai kararında da, tek söz sahibi ve sorumlu
Başbakan'dır. Maalesef, Türkiye'nin AB ilişkilerine ve uluslararası
konumuna en büyük zararı bizzat kendi Başbakan'ı vermiştir.
Türkiye'nin bir gün AB üyesi olabileceğine inanıyor musunuz?
Gerçekler ve olası gelişmeler çerçevesinde, Türkiye'nin üyeliği mümkün
gözükmüyor. AB'nin büyük ülkelerinden Fransa, hem Türkiye için
referandum yapacağını hem de Ermeni "soykırımı" iddialarını kabul
etmezse üyeliğini engelleyeceğini açıklıyor.
Chirac sonrasının devlet başkanı adayı Sarkozy, Türkiye'nin AB'ye
girmesini önlemeyi misyon olarak görüyor. Fransız halkı, Türkiye'nin
üyeliğine karşı çıkmak yarışında önde geliyor. Avusturyalılar ise
"Türklerin Avrupa'ya girmesini tarihte biz engelledik, bugün de biz
önleyeceğiz" diyor.
Bunların peşine takılacak bir dizi küçük ülke de söz konusu... Hayal
görmemek gerekir.
AB ile ilişkiler kopmaz
Ne yapılabilir?
Öncelikle içteki güç dengelerindeki zaafı, dış dinamiklerle kapatmak
özlemlerini ve kişiliksizliği, tarihin çöp sepetine fırlatmak lazım.
Öte yandan, halen AB ile her ne kadar en önemsiz konular müzakere
edilmekteyse de bunları iyi niyetle sürdürmek ve yararlanabileceğimiz
hususları öne çıkarmak gerekir. En önemlisi, AB ile anlaşmalarımızı,
AB hukuku çerçevesinde AB ile birlikte gözden geçirip değindiğim
yanlışları gidermek...
Bu farklı yaklaşımla AB ile ilişkiler kopmaz, bilakis sağlıklı bir
ortama kavuşabilir. Türkiye, gereğinde ilişkilerin AB ya da Türkiye
tarafından askıya alınabileceğini hesaba kattığını da muhatabına
anlatabilmelidir.
En büyük kaygım azınlıklar konusu
Müzakere sürecinde sizi en fazla kaygılandıran nedir?
AB'nin azınlıklar konusunu ırkçı bir anlayışla Türkiye'nin önüne
getirmesi, AKP'nin de bunu kabullenmesi...
Bu, Türkiye'de ırkçı süreçleri, etnik siyaseti, bölücülüğü özendiren
ve güçlendiren bir yaklaşımdır. Bazı AB ülkeleri, bakanlığım döneminde
de buna kalkışmıştı. Ancak, benimle birlikte bakanlıktaki tüm değerli
arkadaşlarımın AB hukukuna dayalı kesin reddi ve "Gerekirse adaylıktan
vazgeçeriz" uyarısı karşısında ısrarını terk etmişti. AKP iktidara
gelince, aynı AB çevreleri, hemen her istediklerini, Türkiye'ye
ilişkin metinlere koydurtmaya başlamıştır.
Bunlar diğer üyelerde rastlanmayan koşullar mı?
AB hukukunda azınlıklara çok genel çerçevede, herkesin benimsediği
insancıl ölçülerle değinilir. Bunların ihlali durumunda AB devreye
girer. Bu doğaldır, ayrıca gerçekçidir. Oysa 2004 kararlarında AB,
Türkiye için yeni azınlık kategorileri isimlendirmiş, bunlara ilişkin
talepler oluşturmuştur. Bunlar AB hukukunun tabii ki dışındadır.
Niye yapıyor AB bunu? Türkiye'yi bölmek için mi?
Hayır. Türkiye gibi, çevresindeki büyük coğrafyayı ve İslam dünyasını
etkileyebilecek bir ülke üzerinde denetim kurabilmek, ona karşı koz
oluşturmak için...
Tarih sürecinde Osmanlı'yı ve Türkiye'yi Balkanlar'dan, Ortadoğu'dan
dışlamak amacıyla ustalıkla kullandığı azınlıklar kozunu, günümüz
gerçeklerinde canlı tutabilmek için...
Ne değişti azınlıklar konusunda?
2000 Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki anlayış, hak ve özgürlüklerin
"topluluklar"a değil, "yurttaş"a, "birey"e ait olduğudur.
Bu anlayışın temelinde Fransız hukuku vardır, Osmanlı geleneği ve
cumhuriyet laikliği de bu yaklaşımı paylaşır. Hak ve özgürlükler,
"topluluklar", "ırklar", "azınlıklar" değil; "yurttaş', "birey",
"vatandaş" temelinde tanımlanmıştır.
AKP dönemiyle birlikte AB, azınlıklar üzerine ırk temelinde yeni bir
yaklaşım ve terminoloji getirdi. Türkiye'de hak ve özgürlükleri, bazı
üye ülkelerde ve Türkiye'de olduğu gibi "yurttaş temelinde" değil,
"ırklar-etnik gruplar" temelinde tanımlayarak, bu tanımı 2004
belgelerine kaydetti. AKP de bunları benimsedi. Bu son derece
tehlikelidir. Böyle bir gerilim ortamında AB ilişkilerinin gelişmesini
beklemek boş hayalden ibarettir.
En Batı yanlısı iktidar
Türkiye'nin son zamanlarda Batılılaşma tercihini bırakıp yüzünü
Doğu'ya çevirdiği belirtiliyor. Katılıyor musunuz?
Ben biraz farklı düşünüyorum. Türkiye, hem Asyalı hem Avrupalı olan
birkaç ülkeden biridir; hem Batılı hem Doğulu olabilmek Türkiye'nin
tarihsel önceliğidir. Bunun bilincinde olduğu durumlarda ve buna
inanan liderlerle Türkiye her zaman kazanmıştır. İlginçtir, Mustafa
Kemal bize "Avrupa" değil, "çağdaş medeniyet" seviyesine ulaşmayı
hedef göstermiştir. Batı'nın demokrasisini, özgürlüklerini, ileri
insan ve ekonomi ilişkilerini elbette paylaşalım. Ama aynı Batı'nın
tarihteki gaddarlığını, bencilliğini, üstünlük ve aşağılık
komplekslerini kendimize ölçü almayalım.
AKP iktidarı belki yüzünü, gönlünü Doğu'ya çevirdiğini sanıyor ama
uygulama tam tersi... Böylesine Batı bağımlısı bir iktidarı Türkiye
pek yaşamamıştır. Batılılar adeta oyun oynuyor bizim yöneticilerle;
her türden haksızlığı, çifte standardı layık görüyor. Ancak
iktidarımız, medyamız, karar oluşturan ve karar verenler genellikle
bundan şikâyetçi değil; yani alan da memnun, satan da...
Mevlam bakalım n'eyler...
Hastalığınız nasıl ortaya çıktı?
2004 Nisan'ında, hekim dostlarım Dr. Mesut Çetinkaya ile eşinin ilgisi
ve zorlaması sonucunda ayrıntılı tahlil yapılmıştı. Orada meydana
çıktı. Cerrahi müdahalenin imkânsız olduğu bir yerde oluşmuştu. Bir
süre New York'ta, sonra İstanbul'da tedavi gördüm. New York'taki gibi
İstanbul'daki tedaviden de çok memnunum. Artık tedaviye Türkiye'de
devam edeceğiz.
Tamamen iyileştiniz mi?
Hastalıklar için "yenildi" gibi tanımlar yapmak doğru değil. Bunu
Allah bilir. Ancak, durumumda iyiye gidiş var. Umarım devam eder.
Vücutta bir hasar var mı?
Sağ bacağımda yürüme zorluğu devam ediyor. Hastalığın yan etkisi; ama
aynı zamanda hareketsizlikten kaynaklanmış bir sonuç. Bunun fizik
tedavisine henüz başlamadık; biraz beklemenin daha doğru olacağı,
zamanla geçeceği belirtiliyor.
Son dönem çalışmalarınız neler?
Üniversite, yazarlık ve siyaset sürüyor. Bir de her durum ve koşulda
devam eden fotoğraf çekme tutkusu...
3 ciltlik dış siyaset çalışmasının sonuna geldim. 3. ciltte
Ortadoğu'yu inceliyorum. Bu, 16. kitabım olacak. Tamamlanırsa, Bilgi
Üniversitesi tarafından 2007 sonlarında yayımlanacak.
Bilgi Üniversitesi'ndeki görevim çerçevesinde, gençlerle sürekli
ilişkim oluyor. Onlara öğretiyorum ama en az bir o kadarını onlardan
öğreniyorum.
Parti çalışmalarına katılıyor musunuz?
CHP'de Parti Meclisi üyesi ve Genel Başkan danışmanıyım. Ancak,
iyileşme sürecinin zorlukları nedeniyle, partiye katkım sınırlı
oluyor. Bazı konulardaki düşünce ve önerimi Genel Merkez'e
ulaştırıyorum. Doktorum, en yoğun biçimiyle siyasete katılacak konuma
gelmekte olduğumu belirtiyor. Ama biraz daha zamana ihtiyacım var; 1-2
ay içinde son kontroller tamamlanacak. Aslında, iyiye gidiyor da,
yürümekte daha bir süre zorluğum olacak. Buna da katlanacağız.
İşte böyle... Hani demişler ya, "...Mevlam bakalım n'eyler; n'eylerse,
güzel eyler..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder