daha ileriye gitmek için bastıran taraf Türkiye oldu".
Cem'e göre, 16 Nisan'da Lüksemburg'da yapılan Türkiye AB Ortaklık Konseyi toplantıları, Kıbrıs'a bakış açısından da bir dönüm noktası olmuş. "Kıbrıs'ı AB ile müzakerelere başlamamız için ön şart olarak göstermek isteyenleri, bu konuda hiç bir hukuki zorunluluk olmadığına ikna edebildik" diyor ve devam ediyor: "1999 Helsinki görüşmeleri sırasında, Kıbrıs bize önşart olarak konulmak istediğinde, ben o zaman dönem başkanlığını yapan Finlandiya Dışişleri Bakanı ve şimdi Fin Cumhurbaşkanı Hallonen'e, 'Teşekkürler, buraya kadarmış. Ben bunu hükümetime karşı savunmam' demiştim.
Sonuçta, biz Helsinki'de BM çabalarını desteklemeye söz verdik. Bunu da yapıyoruz. Kıbrıs mutlkaka AB ile siyasi ilişkilerimizi etkileyen bir konu. Ancak Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyelik müzakereleriyle ilişkisini gösterecek bir tek belge yok."
Bir haftada çözülür
Yani Cem'e göre, 16 Nisan temasları gösterdi ki, Türkiye Kophenag Siyasi Kritelerini yerine getirdiği takdirde, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması önüne yeni bir koşul olarak konamaz.
Siyasi kriterlerde de öne çıkan üç konu var.
# Türkçe dışındaki dillerin öğrenimi,
# Türkçe dışındaki dillerde yayın,
# Ölüm cezası.
Cem "benim anlayamadığım bir şey var" diyor.
"idam 18 yıldır uygulanmıyor. isteyen istediği dili öğrenebiliryor. Yayın da yapılıyor. Zaten aştığımız konuları kendi önümüzde büyük bir engelmiş gibi tartışıyoruz. Tek yapacağımız bunu yasal hale getirmek. üstelik bunu da herhangi bir grubun özel hakkı olarak değil, bütün vatandaşlara tanınan bireysel haklar olarak tanımak. Aslına bakarsanız bir haftalık iş. Tıpkı Katılım Ortaklığı Belgesi (8 Kasım 2000) öncesinde yaptığımız gibi, koalisyon ortaklarının oturup bu konuyu konuşmalarına bakıyor. Ama gecikiyoruz. Ve geciktiğimiz her günü de çocuklarımızın geleceğinden çalmış oluyoruz."
Dışişleri Bakanı özgürlüklerin genişletilmesinin özellilke Kürt ayrılıkçıları ve şeriat yanlılarınca istismar edileceği endişelerine hak veriyor ve şunları söylüyor: "O zaman devletsek devletliğimizi bileceğiz. Hem kişi özgürlüklerini genişleteceğiz, hem de istismarını önlemek için önlemlerimizi alacağız. ikisini bir arada yapacak güçte ve yetenekteyiz."
"Türkiye'den vaz geçemezler"
Cem Türkiye'nin yukarıdaki üç koşulu yerine getirdiği takdirde üyelik müzakerelerine başlayabileceği iddiasını bir tezine daha dayandırıyor. Cem'e göre, "AB dünya çapında stratejik bir güç olmak istiyorsa, Türkiye'den vaz geçemez".
# Şu anda içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıya karşın, Türkiye Balkanlardan Afganistan'a uzanan bir coğrafyadaki stratejik oyunculardan biri olduğunu gösterdi. AB'nin Arafat'la görüşemediği noktada, AB üyesi Yunanistan Dışişleri Bakanı Türk Dışişleri Bakanıyle birlikte durarak izin alabiliyor. Cem "şubat'taki ABiKö zirvesinde adı konan istanbul Ruhu işliyor. AB durumun farkında ve hakkımızı teslim ediyor" diyor.
# 11 Eylül 2001 sonrasında Türkiye'nin bölge güvenlik ve istikrarı için önemi anlaşıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücü bu noktada AB açısından da olumlu bir faktör.
Türkiye bir dönem kendisine unutturulmaya çalışılan tarihi rolünü hatırlıyor ve hatırlatıyor.
# Türkiye'nin 65 milyonluk nüfusu, diğer 12 aday ülkenin toplam nüfusuna yaklaşıyor. Bu genç nüfus, AB içinde yer aldığında ilk bakışta göz korkutmasına karşın kısa sürede ekonomik avantaja dönüşebilecek bir koz olarak da görülüyor. Hem laik, hem de Müslüman Türk toplumu, AB'ye stratejik güç olmak ihtiyaç duyduğu çoğulcu vizyonu sağlayabilir.
Saptamalar güzel. Gerçek olması içinse iş Başbakan Ecevit'e düşüyor. Ecevit'in ortakları Bahçeli ve Yılmaz'ı "AB ile ilişkiler" konulu bir toplantıya çağırması giderek bir zorunluluğa dönüşüyor.
22/04/2002

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder